Nihal

Kendi-odaklı mükemmelliyetçiliğin belki de en belirgin özelliği, asla yeterince iyi olmadığına yönelik bir algıya eşlik eden bu devamlı aşırı-rekabetçilik eğilimidir. Yine de aşırı-rekabetçilik bir tür paradoksa işaret eder; çünkü, oldukça tuhaf bir şekilde, kendi-odaklı mükemmelliyetçilik düzeyi yüksek kişiler, başarısızlık ve diğerlerinin onayını kaybetme korkusundan dolayı rekabetten kaçabilirler. Paul’un bana söylediğine göre “Başarı ihtiyacı ile başarısızlık korkusu arasına sıkışıp kalmak, kendi-odaklı mükemmelliyetçinin yaşadığı ana gerilimdir. O bir yandan etrafındaki kişilerden saygı ve kabul görmeyi umarak hiç durmadan çabalarken, diğer yandan kendinden bekleneni karşılayamamanın verdiği utancı önlemek için elinden gelen her şeyi yapar.” Bu çelişkili varoluş, kendi-odaklı mükemmelliyetçilerin kendilerini kusursuzlaştırma ile azarlama arasında gidip gelmesine ve aşırı düşünme ile erteleme hastalığı gibi davranışlara sebep olur. Buna rağmen, kendi-odaklı mükemmelliyetçilerin çoğu zaman diğerlerinin olağanüstü bulduğu şeyler yaptığı görülür. Ancak onların başarı kanıtlarını azımsama ve kendilerini mücadelenin baş gösterdiği ilk anda küçümseme eğiliminde olmaları sebebiyle bunun farkına varılmaz. Kendilerini değiştirme, tekrarlama ve genel olarak kusursuzlaştırma saplantıları, hayali noksanlarını görünüşteki sonuçlarına odaklanarak ısrarla gerçek kabul ettiklerinin kanıtıdır.
Sayfa 42·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O, bireylerin içindeki boşlukta değil de sosyal dünyamızda ve etrafımızdaki kişilerle girdiğimiz etkileşimler sayesinde doğan bir özgüven meselesidir. Dolayısıyla “Ben yeterince çekici, havalı, zengin, zayıf, sağlıklı, akıllı, üretken değilim” diyen bir içsel diyalogla başlar ve şu acımasız farkındalıkla son bulur: “onun için, noksanlarım her açığa çıktığında diğerlerinin dikkatini çekecek ve onların gözünde kabul edilemez bir kişi olacağım.” Bunun farkına varıldıktan sonra kişi tüm gayretini dünyadan saklanmaya ve bizi diğerlerine bağladığını düşündüğümüz bayatlamış, muhtemel bağları güçlendirmek için elinden gelen her şeyi yapmaya adar.
Sayfa 38·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Çok sık karıştırıldığımız narsistlerin aksine, kendimiz için yazdığımız kurşun geçirmez anlatıya gerçekten inanmayız. Mükemmel standartları hedef alsak da, onları dünyada bıraktıkları etkiden ya da hatta bizi muhteşem gösterdiklerinden dolayı değil; bir işi hatasız şekilde yapmak değer verilecek ya da sevilecek kadar iyi olmamaya yönelik utanç-bazlı korkuları dindirdiği için elde etmeye çalışırız.
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Yüksek standartların ilginç bir yönü de budur; onların güvensizlik duygusunu beraberinde getirmesi gerekmez. Sadece mükemmelliyetçilik bu ikisini birbirine kaynaştırır. Paul’a göre mükemmelliyetçilik, bir şeyleri ya da işleri kusursuz kılmayla ya da örneğin görevlerinizde, görünümünüzde, ebeveynliğinizde veya ilişkilerinizde yüksek standartları amaçlamayla alakalı bir şey değildi. O, bundan çok daha derin bir meseleydi. Kendimizi ya da daha doğrusu kusurlu benliklerimizi mükemmelleştirmeyle, hayatı savunma modunda yaşamayla, etrafımızdaki kişilerin en ufak hatasını, kusurunu ve noksanlığını bile gizlemeyle alakalıydı.
Sayfa 36·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Hayatta en zorlandığım şeylerden biri, elde ettiğim bir başarıyı rahatça kendime atfetmektir. Kalbimin derinliklerinde hak ettiğimi düşünmediğim bir övgüyü kabul etmektense, onu şansa veya tesadüfe bağlamayı yeğlerim. Bu kusurlu düşünme biçimi (ya da güvensizlik), mükemmelliyetçiliğin belki de en zararlı yönüdür. Çünkü, kişi sürekli daha fazla başarı istediğinde (ve başarısızlıktan korktuğunda) yüksek düzey bir başarı bile oldukça açık bir şekilde boş gelebilir. Aslına bakılırsa o, mükemmelliyetçiliğin hayallerimizin birer çıkmaz sokak olduğunu ifşa etmesi sebebiyle boştan da beter gelir. Mükemmelliyetçi için başarı, bizi peşinde koştururken bitirip tüketen dipsiz bir kuyudur; bu arada içimizdeki “Acaba yetersiz miyim?” sorusu hep ufkun ardında gizlenmeye devam eder.
Sayfa 28·Kitabı okuyor
Hayata Dair