Kendi-odaklı mükemmelliyetçiliğin belki de en belirgin özelliği, asla yeterince iyi olmadığına yönelik bir algıya eşlik eden bu devamlı aşırı-rekabetçilik eğilimidir. Yine de aşırı-rekabetçilik bir tür paradoksa işaret eder; çünkü, oldukça tuhaf bir şekilde, kendi-odaklı mükemmelliyetçilik düzeyi yüksek kişiler, başarısızlık ve diğerlerinin onayını kaybetme korkusundan dolayı rekabetten kaçabilirler. Paul’un bana söylediğine göre “Başarı ihtiyacı ile başarısızlık korkusu arasına sıkışıp kalmak, kendi-odaklı mükemmelliyetçinin yaşadığı ana gerilimdir. O bir yandan etrafındaki kişilerden saygı ve kabul görmeyi umarak hiç durmadan çabalarken, diğer yandan kendinden bekleneni karşılayamamanın verdiği utancı önlemek için elinden gelen her şeyi yapar.”
Bu çelişkili varoluş, kendi-odaklı mükemmelliyetçilerin kendilerini kusursuzlaştırma ile azarlama arasında gidip gelmesine ve aşırı düşünme ile erteleme hastalığı gibi davranışlara sebep olur.
Buna rağmen, kendi-odaklı mükemmelliyetçilerin çoğu zaman diğerlerinin olağanüstü bulduğu şeyler yaptığı görülür. Ancak onların başarı kanıtlarını azımsama ve kendilerini mücadelenin baş gösterdiği ilk anda küçümseme eğiliminde olmaları sebebiyle bunun farkına varılmaz. Kendilerini değiştirme, tekrarlama ve genel olarak kusursuzlaştırma saplantıları, hayali noksanlarını görünüşteki sonuçlarına odaklanarak ısrarla gerçek kabul ettiklerinin kanıtıdır.