Basil Hallward'ın sözleri ona hep bir dostun abartılı iltifatları gibi gelmişti. Onları önce dinlemiş, sonra da gülüp unutmuştu. İltifatları ona bir tesir etmemişti. Sonra gençliğe düzdüğü tuhaf methiyeleri ve gelip geçiciliğine ilişkin ürkütücü uyarılarıyla Lord Henry çıkagelmişti.
"Her zaman ne kötü bir sözdür! Kadınlar bu kelimeyi kullanmaya bayılır. Yaşadıkları her aşkı sonsuza dek sürdürmeye çalışarak mahvederler. Kelime olarak da anlamsızdır. Gelip geçici bir hevesle Ebedi bir tutku arasındaki tek fark hevesin biraz daha uzun sürmesidir."
Dorian arıyı, bizi korkutan önemli bir şey olduğunda, adını koyamadığımız yepyeni bir duygu bizi ele geçirdiğinde ya da korkunç bir düşünce beynimizi kuşatıp bize teslim ol çağrısında bulunduğunda yaptığımız gibi sıradan bir şeye tuhaf bir ilgi göstererek izliyordu.
"Bir bakıma, güzellik de bir tür dehadır; hatta dehadan çok daha üstündür çünkü hiçbir açıklamaya ihtiyaç duymaz. Güzellik, tıpkı güneş ışığı gibi, bahar mevsimi gibi, karanlık sulara aksi vuran, adına ay dediğimiz o gümüş deniz kabuğu gibi bu dünyanın muazzam gerçeklerinden biridir. Sorgulanamaz. Yüceliği ilahidir. Ona sahip olanlara asalet bahşeder.
Bazıları güzelliğin yüzeysel olduğunu söyler. Belki öyledir ama yine de düşünce kadar yüzeysel olamaz. Benim için güzellik mucizelerin en büyüğüdür. İnsanları dış görünüşlerine göre değerlendirmeyenler sığdır. Bu dünyanın asıl gizemi görünmeyende değil görünendedir.
Gençliğinizle beraber güzelliğiniz de sizi terk edecek; ya ansızın artık sizin için kazanılabilecek bir zaferin olmadığını anlayacak ya da geçmişin hatıraları aklınıza geldikçe yenilgiden daha çok acı verecek olan küçük zaferlerle yetinmek zorunda kalacaksınız.
Hayatınızı yaşayın! İçinizdeki o muhteşem yaşama sevincini açığa çıkarın! Hiçbir şeyi ıskalamayın. Hep yeni heyecanlar arayın. Hiçbir şeyden korkunuz olmasın."