Piyer düşen her gülleden, her kayıptan sonra herkesin daha bir canlandığını fark etti.
Bu insanların yüzlerinde gizli, aniden alev alan bir ateş, fırtına bulutlarının yaklaştıkça daha sık, daha ışıltılı parlaması gibi, (olup bitenlere meydan okuyorlarmış gibi) yıldırım çakarcasına parlıyordu.
Bu hayatta var olmadığını hayal etti . Işıkları ve gölgeleriyle huş ağaçları, kıvır kıvır bulutlar, kamp ateşlerinin dumanı, etrafındaki her şeyin biçimi onun için değişti, korkutucu ve tehditkar görünmeye başladı.
beni heyecanlandıran, aklımı başından alan ve bana azap veren o aldatıcı görüntüler, işte onlar, gözüme bir zamanlar güzel ve gizemli görünen o acemice boyanmış şekiller. Ün, topluma faydalı olmak, bir kadını sevmek, hatta vatan; bu resimler bana ne kadar önemli, ne kadar derin anlamlar taşıyor gibi gelmişti! Oysa benim için ağardığını hissettiğim günün soğuk, beyaz ışığında o kadar sıradan, solgun ve bayağılar ki.
ölme ihtimali hayatında ilk kez, herhangi bir dünyevi meseleyle bağlantısız olarak, başkalarını nasıl etkileyeceğini düşünmeden, yalnız kendisiyle, kendi ruhuyla ilgili olarak basit, korkutucu bir kesinlikle kendini göstermişti.