Yazarın kitap için gerçekten Şikago’daki Mezbahalar bölgesine gitmesi ve orada yaşayıp hem çevreyi, hem insanları hem de her şeyi bu kadar iyi gözlemleyip belki çoğunlukla içine dahil olup kaleme alarak günün sonunda böyle muazzam bir kitabı okurlarına sunması tam anlamıyla büyüleyici! Şikago Mezbahaları’nda Litvanya’nın bir köyünden “American Dream” e inanmış Jurgis isimli bir genç ve ailesinin hiçbir dil, para ve bilgilerinin olmadığı Şikago’ya gelmeleriyle başlayan trajik serüvenleri, kapitalizm denen sistemin işleyen tüm çarklarını, dişlilerini ve makinenin başındakileri tüm acı gerçeğin çıplaklığıyla anlatılıyor. Kapitalizmin nasıl kanlı canlı yenilemez bir canavar olduğunu, insanın güvendiği ve inandığı değerlerin ve kurumların aslında yine bu sistemin bir parçası olduğunu, sistemin kurallarına uymaz ve onu durdurmaya çalışacak bir şeyler yapacak olursanız sizi nasıl acımasızca tükürüp attığını, modern demokrasi ve özgürlük safsatalarıyla aslında yeni bir iş adamları oligarşisinin tahakkümü altında olunduğunu yüzünüze tokat gibi çarpıyor. Okurun sadece yüzüne çarpıyor ancak karakterimiz Jurgis kitaptaki maceralarında bir tokattan çok daha fazlasıyla sarsılıyor ve her şeyini kaybediyor. Bu her şeyini kaybeden adamın önce nasıl bu sistemin bir dişlisi haline geldiğini ve kendini ezip tükürenlerle aynı kaptan yemeye başladığını ardından yeni bir kayıp aşamasında sosyalizmle tanışmasını okuyorsunuz. Her anlamda okunmaya değer bir kitap. Değinemediğim her şey için bir eksiklik duyuyorum. Mutlaka okunmalı!