“Sobaya Bırakılan Çocukluk”
Yıllar önceydi… Sanırım yedi yaşındaydım. Annemi kaybedeli daha bir yıl olmuştu. O yaştaki bir çocuk için ölüm tam anlaşılmıyor belki ama yokluk insanın içine çok erken yerleşiyor.Herkes yaşamaya devam ediyordu ama benim içimde hayat durmuş gibiydi. Uzun zamandır yüzüm gülmüyordu. Sessizdim. İçime kapanıktım. Sanki çocukluğum annemin mezarına bırakılmıştı. Sonra halam Almanya’dan bana ve kız kardeşlerime oyuncak bebekler getirdi. Herkes için sıradan bir hediyeydi belki ama benim için değildi. O bebeği ilk gördüğüm anı hala hatırlıyorum. Küçücük kalbimde uzun zamandır ilk kez bir şey kıpırdamıştı. İlk kez gerçekten sevinmiştim. İlk kez yüzüm istemsizce gülmüştü. Onu sadece oyuncak gibi görmedim. Saçlarını taradım, yanımda yatırdım, onunla konuştum. Geceleri sarılarak uyudum. Çünkü insan bazen kaybettiği sevgiyi bir oyuncağın sessizliğinde arıyor. Belki annemin yokluğunu dolduramazdı ama içimdeki o karanlık boşlukta küçücük bir ışık olmuştu. Sonra bir gün… üvey annem o bebeği elimden aldı. Çocuk aklımla geri verir sanmıştım. Ama sobanın kapağını açtı… ve onu ateşin içine attı. Hala unutamıyorum. Eriyen plastiğin kokusu hala burnumda bazen. O an nasıl bağırdığımı, nasıl ağladığımı, küçücük ellerimle hiçbir şeyi kurtaramayışımı… Kimse beni duymadı. Kimse o gün içimde neyin öldüğünü görmedi. Bir çocuk için bazı eşyalar sadece eşya değildir. O bebek benim ilk sevincimdi. Annem öldükten sonra yeniden gülmeyi hatırlatan ilk şeydi. Ve onu gözlerimin önünde yaktılar. Sanırım o gün şunu öğrendim: İnsan bazen en sevdiği şeyleri koruyamaz. Bazen küçücük bir çocuğun elinden sadece oyuncağı alınmaz… yaşama tutunmaya çalışan son umudu da çekilip alınır. Şimdi yetişkin bir kadınım. Evimde bir sürü bebeğim var. İnsanlar belki koleksiyon sanıyor. Ama bilmiyorlar… Ben aslında
“Hiçim ü hiç de değilim de velî ednâyım Zerre-i hâk-i der-i hazret-i Mevlânâyım” “Ben hiçbir şeyim; hatta ‘hiç’ bile sayılmam, en aşağı mertebedeyim. Mevlânâ’nın kapısının toprağının bir zerresiyim.” Şair, kendisini büyütmek yerine tamamen siler ve şöyle der: “Benim varlığım iddia değil, sadece bir toz zerresidir; hakikat karşısında benlik yoktur.”
Reklam
Sabah namazını kılan bir genc gördum. Elini kaldırmış, duâ hâlinde idi. Ben de, âmin dedim. Hâtırımdan duâda neler söylediğini sormak geçti. Hangi duâya åmin dediğimi öğrenmek istedim ve gence sordum. "Babam ve annem var; duâda dedim ki, yâ Rabbi, eğer anam ve babam beni senden alıkoyacaklarsa, onları görmeyi bana nasib etme" dedi. Ben de, onun bu duâsına, âmin, demişim. Şiir: Kim bana kulluk dışı davranırsa, Dostum olmaz, çok yakınım da olsa. Kendimi ve akrabamı terk ettim, Öylesi bana ağyardır, yârım da olsa.
Alıntı
“Ben şefkat gördüğüm yüreği incitmem.”
Alıntı
Murat Kesgin Hayallerin Uğruna Savaşmalısın! BANA YAPAMAZSIN DEDİLER. NE Mİ YAPTIM? KRALINI... Sana tutup da pozitif düşün istediğin her şey gerçek olacak diyecek halim yok. Çünkü bu kocaman bir PALAVRA. Yok efendim kainat sana torpil geçiyor, vay efendim evrene gel gel diye pozitif duygular gönderiyorum istediğim her şey oluyor. bla bla bla... Arkadaşlar yok öyle bir şey. Ticari amaçlı yazılmış, birbirinin kopyası olan kağıt israfları onlar. Aklınızla alay etmelerine izin vermeyin. GERÇEKLERLE YÜZLEŞİN. Bu kitapta seni gaza getirecek öyle süslü cümleler falan yok. Aksine acı gerçekler ve o gerçeklerle yüzleşmen için izlemen gereken adımlar var. Ömrüm boyunca çok fazla psikolojik savaş verdim. İntihar düşüncelerine varan bunalımlı ruh halinden kendimi kurtarmayı başardım ve istediğim hayata kavuştum. Bugün istediğim eşe, işe ve eve sahibim. Her şey sızlanmayı bırakıp harekete geçmemle başladı. Ben bu serüvenimi seninle paylaşacak ve bildiklerimi sana anlatıp yardımcı olmaya çalışacağım. Çünkü eğer şu an bu yazıyı okuyorsan eminim sen de çok fazla psikolojik savaş vermişsindir. Seni anlayabiliyorum. Okudukça senin de beni anlayabileceğini düşünüyorum... Tekrar uyarıyorum, bu sana yalandan gaz veren o klişe kişisel gelişim kitaplarından deği. Sana gaz vermeyeceğim, gerçekleri anlatacağım. Gerçeklerle yüzleşmeye korkuyorsan sakın okumaya tenezzül etme. Aksini düşünüyorsan, SAVAŞIMIZ BAŞLASIN.
Bir daha yazmam demiştim, hâlâ sözümün arkasındayım aslında… ama insan bazen konuşmak için değil, içindeki yükü susturmak için yazar. Senden bir şey istemiyorum, geçmişi de açmayacağım. Sadece bilmeni istedim; ben seni unuttuğum için değil, içimde taşımayı öğrendiğim için sustum. İyi olmanı gerçekten istedim, hâlâ da istiyorum. Hesapsızdı bu sevgi. Ne yarını düşündüm ne de başıma ne gelir diye tarttım. Kalbimde ne varsa, korkmadan koydum önüne. Kendimi saklamadım, gizlemedim, eksiltmedim, olduğum gibi geldim. Sevmek buysa, ben seni tam da böyle sevdim. Yanlışlarım oldu belki ama sahte olmadım. Rol yapmadım, yarım sevmedim, kaçmadım. Bazen kelimelerim yetmedi sana. Bazen sustum. Ama bil ki sustuğum her anın içinde bile sen vardın. Sana alışmak kolay oldu; çünkü kalbim seni hiç yabancı saymadı. Ama senden vazgeçmek… İşte o, insanın sırtına dünyanın en ağır yükünü alması gibi. Şimdi bu satırları yazarken içimde kocaman bir boşluk var. Ne koysam dolmuyor, ne eklesem yetmiyor. Sesini koysam yetmeyecek, anılarını koysam taşacak bir boşluk bu. İnsan en çok, en çok alıştığı yoklukla sınanıyormuş. Bunu senden sonra öğrendim. Belki eksik sevdim, belki yanlış zamanda, belki de fazla derin… Ama seni sevmekten hiç pişman olmadım. Gözlerim doluyorsa sebebi pişmanlık değil. Canım acıyor evet, çok fazla acıyor… ama bu acı, gerçek bir şeye dokunduğumun kanıtı gibi. Zaman geçecek, biliyorum. Günler akacak, hayat benden güçlü olmamı isteyecek. Ben de devam edeceğim. Ama içimde senden kalan bir yer hep eksik kalacak. Bazı şarkılar yarım bitecek, bazı geceler uzun sürecek. Kalabalıkların içinde durup bir anda yalnız hissedeceğim; çünkü insan en çok, sevdiği kişinin yokluğunda yalnız kalıyor. Sana söyleyemediğim cümleler var. Dilimin ucunda kalıp geri dönen, “şimdi sırası değil”
Reklam
Reklam