Liseden beri kayıt altına aldığım şiirler burada. Benim şiirlerimi görmek istiyorsanız programı indirip resimdeki kullanıcı adımı aratıp bulabilirsiniz. Program bağlantı vermiyor. Ben Android kullandığım için Google Play Store'da olanı paylaşıyorum IOS'ta da var: play.google.com/store/apps/deta...
Rotamız Ankara - Bir Gezi Rehberi
Merhaba değerli Kitapseverler ben Rotamız Ankara kitabının yazarı, Araştırmacı Yazar Ömer Baltacı. Ankara'nın mükemmel tarihi yerlerini sırasıyla karıştırmadan gezebileceğiniz Rehber niteliğinde olan kitabım ile sizlerleyim. Linki bırakıyorum E-Kitap olarak Google Play Kitaplarda satışta! play.google.com/store/books/det...
Tarih-Araştırma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben yazsam diyenler burada mı?
Burdaysanız artık kaçamazsınız. Çünkü bahaneniz artık yok ☺️😀 play.google.com/store/apps/deta...
1000Kitap
Samimiyet kaybı
İnsan, bir yudum suya muhtaç kaldığında servet ödemeye hazırdır. Tabii serveti varsa... Para ile alınıp mutlu olunacak çok şey var. Kötü haber şu ki; alındıktan sonra insanın gözünde değerini kaybetmesi. Kebaplar, pizzalar, hamburgerler vb... Ah tabii ya! Vejetaryenleri de unutmamalı; bol yeşillikli salatalar... İnsan öyle çok yemek yeme ihtiyacı duyar ki; sanki otursa bir danayı tek seferde —vejetaryenler için koca bir ağacı— dünyaları yiyecek kadar gözü döner. Bir yere kadar yer insan. Mutlu da olur. Mutluluğu da karnı doyduğunda biter. İhtiyaç duymaz. Geriye kalan, yediklerini hazmetmesidir. “Bir arabam olsa...” diye başlayan biz varlıkların sevdası, bir arabadan daha lüks arabaya doğru devam eder. Kibrimiz bizi öyle noktalara taşır ki; o “bir arabam olsa...” sözü, insanı daha iyisinin peşine düşürür. Arabanın bedeli yükseldikçe, insanın fark edemediği başka bedeller de yükselir. Tıpkı yüksek bir binanın en üst katında dünyaya tepeden bakmaya başlamak gibi... O bina da, o şöhret de, o para da hiç kaybolmayacakmış gibi gelir. Binadan söz açılmışken... Bir evimizin olması; başımızı sokacağımız, şahsımıza ait bir yuva hayal ederiz. Önce kiradan kurtuluruz. Sonra sığamadığımız ve zamanında mutlu olduğumuz evin boyutundan şikâyet etmeye başlarız. İnsan, mutluluğunu unuttuğu gibi ne yazık ki gerçek değerlerini de kaybeder. Yuvanın yerinde yeller eserken, oturduğumuz o bahçeli, havuzlu villanın içinde; küçücük evde bıraktığı ruhu bulamayıverir insan. İnsan acınası bir varlıktır. Kaplumbağalar bile sırtına geçirdiği evini ölene kadar taşımaya devam eder. Ah, bu arada; yavaş gidişi sırtındaki ağır kabuğu mu, yoksa yaşam felsefesi mi, hiç bilmiyorum. “Hızlı yaşa, genç öl” felsefesi tavşanlara, çitalara özgü bir şey olsa gerek. Bakın, çita deyince aklıma ne geldi... Evet evet,
Edebiyat
alk-ı âlem yılda bir kurban keserler îd için Dem-be-dem sâat-be-sâat men senin kurbanınam İnsanlar yılda bir kurban keserler bayram için, An-be-an, saat-be-saat ben senin kurbanınım. Fuzûlî
Müslümanların ilk Halifesi Hz. Ali olmalıydı diyen ve bu gö rüşü savunanların iddiası doğru olsaydı o zaman Hz. Ali'nin bu makam için mücadele vermesi gerekirdi. Fakat kendisinin böyle bir mücadelesi olmadığı gibi ilk üç halifeye de biat etmiş ve siyasi bir muhalefette bulunmamıştır. Yine bu görüşte olanlar Hz. Peygamber'in Gadir-i Hum mevkiinde Hz. Aliye vasiyette bu lunduğunu dolayısıyla hakkanin Hz. Ebu Bekir tarafından gasp edildiğini iddia etmişlerdir. Halbuki böyle bir şey söz konusu olmuş olsaydı pek çok sahâbî bunu bilmesi gerekiyordu. Böylesine önemli bir konu meşhur bir rivayet konumunda olması icap ediyordu. Hz. Ali'nin hakkının gasp edildiğini varsayan bu görüş kendisini hakkımı aramamakla ve bu anlamda bir zafiyetle ve sorumsuzlukla itham etmiş oluyor ki Hz. Ali'nin şahsiyetiyle ve anlayışıyla bu husus asla bağdaşamaz. Hz. Ali'nin Haşimoğullarından biri olarak bu görevi arzu etmesi söz konusu olsaydı veya asabiyet anlayışına uygun hareket etseydi o zaman şehadetinden hemen önce Hz. Hasan'a biat meselesi sorulduğunda insanları bu konuda serbest bıraktığını ifade etmezdibi Takis Hz. Hasan'a insanların biatlerini istemesi gerekiyordu. Dolaysıyla Hz. Ali bu işi tamamen insanların inisiyatifine bırakmış asabiyet anlayışına göre hareket etmeyip Hz. Hasan'ı veliaht olarak bırakmamıştır. 165 Yukarıda da zikredildiği üzere Hz Ali'nin, Hz. Abbas ve Ebu Sufyan'ın görüşlerini kabul etmemesi ve geç de olsa Hz. Ebu Bekir'e biat etmesi, Şia'nın asırlardır id-dia ettiği gibi vasiyet yoluyla hilafetin bırakıldığı değil, tam tersine bırakılmadığı ve bu hususta bir vasiyetin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu konuyla alakalı bir vasiyet ve tayinin söz konusu olmadığını bizzat Hz. Ali de ifade etmiştir. Özellikle Hz. Ali Halife seçildikten sonra isyancıları bastırmak üzere Basra'ya