Yaşama Sevinci kitabını okurken benim Pauline’e bakışım, çoğu yorumdan biraz farklı oldu. Birçok kişi onun iyiliğini, sabrını ve fedakârlığını ön plana çıkarıyor. Ben ise Pauline’in bu kadar iyi niyetli olmasının çevresindeki insanlar tarafından nasıl kullanıldığına daha çok odaklandım.
Pauline başlangıçta bir koruma ve aile sıcaklığı vaadiyle kabul ediliyor gibi görünse de zamanla onun iyi niyetinin, güveninin ve sevgisinin sömürüldüğünü düşünüyorum. Önce ona verilen umutlar, sonra maddi olarak yaşadığı kayıplar ve en sonunda duygusal olarak yıpranması bana göre bir tür manipülasyon. Onun cömertliği ve temiz kalbi, karşılığını görmek yerine çevresindeki insanların çıkarlarına hizmet ediyor.
Bana göre Pauline’in trajedisi sadece yaşadığı kayıplar değil; kendi değerini bilen bir insan olmasına rağmen, sevgi ve ait olma ihtiyacı nedeniyle bu sömürüyü uzun süre kabullenmek zorunda kalması. Belki de gördü ama yalnızlığı ve bağ kurma isteği nedeniyle sesini çıkaramadı.
Lazare karakterine baktığımda ise karşıma, annesi tarafından sürekli desteklenmiş, pohpohlanmış ama gerçek anlamda sağlam bir sorumluluk duygusu geliştirememiş bir erkek profili çıkıyor. Sürekli yeni hayaller peşinden koşması, başladığı şeylerden kolayca vazgeçmesi ve her zaman kendine yeni bir çıkış yolu bulması bana altı doldurulmamış bir özgüveni düşündürdü.
Bu yüzden Lazare bana, kendi istekleri ve hayalleri içinde yaşayan, ama çevresindeki insanların duygusal ve maddi yükünü yeterince görmeyen bir karakter gibi geliyor.
Benim için Pauline’in asıl hikâyesi yalnızca bir iyilik ve sabır hikâyesi değil; iyi insanların bazen sınır koyamadıklarında nasıl incinebileceklerini gösteren bir hikâye. Onun yaşama sevincini kaybetmesi, aslında insanların ondan aldıkları şeylerin sadece parası değil, zamanla umudu