Dünya edebiyat tarihinin ve insan psikolojisinin en sarsılmaz, vizyoner ve dahi Rus kalemi Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin Sibirya sürgününden döndükten sonra kaleme aldığı ve 1861 yılında yayımlanan ilk büyük romanı "Ezilenler" (Unijennıye i Oskorblennıye), paranın, unvanların ve sınıfsal kibirin hüküm sürdüğü acımasız bir dünyada gururları çiğnenen insanların trajedisini odağına alan sarsıcı bir psikolojik ve toplumsal başyapıttır. Roman; yazarın kendi gençliğini ve edebi sancılarını yansıtan idealist yazar İvan Petroviç’in (Vanya) gözünden; asil bir aile tarafından hor görülen İhmenov ailesini, bencil ve şeytani Prens Valkovski’nin entrikalarını, onun zayıf karakterli oğlu Alyoşa ile sarsıntılı bir aşk yaşayan Nataşa’yı ve sokakların acımasızlığına terk edilmiş kimsesiz, gizemli küçük yetim Nelli’nin o soluk soluğa, iç burkan yaşam mücadelesini merkezine alır. Dostoyevski; St. Petersburg’un o puslu, tekinsiz ve sefalet kokan sokaklarının paralelinde, insan ruhunun en uç sınırlarını, fedakarlık ile mazoşizm, gurur ile teslimiyet arasındaki o ince çizgiyi kurguya dâhice entegre eder. Yazar; aristokrasinin ahlaki çürümüşlüğünü cerrah titizliğiyle deşerken, ezilenlerin ve aşağılananların o her şeye rağmen asil kalan duruşlarını felsefi bir derinlikle sorgular. Dostoyevski’nin o insan kalbinin en gizli dehlizlerine sızan, her cümlesi ruhsal birer röntgen niteliğindeki görkemli dili; bu eseri basit bir toplumsal melodram olmaktan çıkarıp, insanlığın acıyla, bağışlamayla, kibirle ve kendi vicdanıyla olan ezeli imtihanını anlatan çok katmanlı edebi bir anıta dönüştürür.