Gün, bir kere yerleşti mi göze batmaz pek; ilgimiz sürekli olarak başka şeylerle dağılır; ancak müthiş bir fırtına, bir tipi ya da gü- neş tutulması karşısında bir anlığına kendi yaşamımızın akışını unutabiliriz. Gelgelelim günün başında ya da sonunda, tan ağarırken, gün batarken, görebildiğimiz şeylerle ilişkimiz hızlı bir değişime uğrarken, ânı dolduruşumuz kadar -hatta çoğunlukla ondan daha da baskın bir biçimde- ânın bilincine varma eğilimimiz baş gösterir. Doğan günü izleyen en bencil insan bile kendini unutmaya yatkındır. Bütün bunlardan, günün doğuşuyla gecenin inişini yaşama olayının, birbirini izleyen günlere oranla tarihsel değişmeden daha az etkilendiğini çıkarıyorum.
Türk düşünce hayatının mihenk taşlarından Nurettin Topçu, İsyan Ahlakı'nda ahlakı, insanın kendi nefsinin esaretine baş kaldırısı olarak tanımlar. Sadakat de insanın içindeki o ilkel, o doyumsuz o bencil dürtülere karşı iradenin başkaldırısı değil midir? Güven, işte bu iradenin zaferine duyulan inançtır.