Dilek

Yardım et bana Milena, söylediklerimden daha fazlasını anla…
Puan vermedi·408 syf.··
2026 124. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 23:33
Nermin Yıldırım’dan okuduğum ilk kitap Saklı Bahçeler Haritası oldu. Aile, hatıra ve kader üzerinden ilerleyen bir roman.. Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap, hayatımda en çok sevdiğim ilk on listesine girmeyi başardı. Bu kadar etkilenmemin en önemli sebeplerinden biri belki de beklentimin oldukça düşük olması ve romanın beni ters köşe yapmasıydı. Yazın dili açısından baktığımda, Nermin Yıldırım’ın basit ve akıp giden cümleler kurmadığını görüyorum. Aksine, edebi bir dolgunluk taşıyan; okudukça tekrar okuma isteği uyandıran, düşündüren ve yer yer şiirselleşen bir anlatımı var. Pek çok yazarda bulamadığım bu yoğunluk benim için önemli bir kriter. Bu nedenle romandan aldığım edebi haz oldukça yüksekti. Kurguya gelirsek: Hayatına bir anda mektuplar giren bir adamın, bu mektupları anlamlandırmaya çalışması; kendi yaşamıyla bağlantılar kurup kuramaması… Roman, her şeyin bizimle ilgili olmak zorunda olmadığını ama dünyadaki tüm hikâyelerin bir yerinden bizim hikâyemize değebileceğini çok etkileyici bir biçimde gösteriyor. Bu yüzden Suat ve Behiye’yi kalbinizde taşımanız çok olası. Farklı mekânlarda, farklı koşullarda yaşasalar da hikâyelerinde benzer tınılar var. Olay örgüsünde beni gerçekten şaşırtan anlar oldu. Okurken defalarca “Bunu beklemiyordum” dediğim yerler vardı. Kurgusal romanları seven biri olmama rağmen sonunu tahmin etmek benim için zordu. Son belki daha sade ama çok daha anlamlı bir yere oturuyor. Daha büyük, daha çarpıcı bir final bekleyenler hayal kırıklığı yaşayabilir; fakat ben bu sakin ama derin sonu sevdim. Spoiler vermeden inceleme yazmak zor, ama karakterlere biraz değinmek isterim. Yazar kahramanlarını kutsallaştırmadan, iki kardeşin iki farklı dünyasını aktarıyor bize. Finalde öğrendiğimiz gerçeklik ise bambaşka bir katman açıyor. Bu ikili
Saklı Bahçeler HaritasıNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20254,029 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsan yaşadığı yere benzer o yerin suyuna, toprağına benzer..
Puan vermedi·104 syf.··
2026 123. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 01:39
İlk defa Selçuk Baran okuma şansım oldu. Kitabı, benim için çok değerli bir insandan hediye olarak aldım. Anlatımı oldukça sade ve anlaşılır; olay örgüsü kendi içinde tutarlı. Kısa bir öykü kitabı ve rahatlıkla okunabilir. Bazı kısımlara neden bu kadar değinildiğini ise tam anlayamadım. Kahramanı anlamak ve tanımak adına çok besleyici olduğunu düşünmüyorum. Olaylar ben diliyle yazılmış; kahramanın gözünden ilerliyoruz. Betimlemeler yer yer başarılı. İnsan ilişkileri, monologlar ve diyalogların bazılarını başarılı buldum. Hikâye sarsıcı bir yerden ilerlemiyor; tahmin edilmesi kolay. Yine de “vay be” dedirten kısımlar elbette oldu. Ancak ana kahramanı açıkçası yazardan dinlemeyi, yazarın anlatımı üzerinden değerlendirmeyi daha çok isterdim. Çünkü kahraman kendini anlattığında, ona tutunabileceğimiz bir şey vermediğini düşündüm. Kendine karşı bu kadar objektif olması bana çok anlamlı gelmedi. Kitap biraz “köyden indim şehre” hikâyesini andırsa da tam olarak böyle değil. Yine de köyden ya da kasabadan gelen birinin zengin ailelerin hayatını gözlemleme kısmı bana eski dönem dizilerini hatırlattı. Bu noktada bir miktar klişe hissettim. Yazarın çok farklı bir hikâye sunma niyeti var mıydı, insanları şaşırtmayı mı bekliyordu, emin değilim. Belki de daha güçlü kurgular okuduğum için böyle hissettim. Yine de kasaba dilinde büyümüş, kendini geliştirme sürecine dair çok fazla bilgi verilmeyen bir kahramanın bilgece sözler söylemesi ve beklenen cahilliği ya da korkaklığı göstermemesi beni şaşırttı. En baştan kahramanı biraz daha övüp, kitapları ve edebiyatı seven, daha şiirsel bir insan olduğuna inandırabilseydi; monologlarını daha doğal karşılayabilirdik diye düşünüyorum. Kitabı okurken Edip Cansever’in şu dizeleri aklıma geldi: “İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna,
TortuSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 20201,636 okunma
Ölümün Ardından: Baba..
Puan vermedi·208 syf.··
2026 121. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 15:48
Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine elime geçen, “Bak, çok ağlayacaksın” dediği kitaplardan biriydi. Açıkçası çok daha duygusal ve derinden sarsıcı bir anlatı bekliyordum. Belki de bu tamamen şahsi deneyimimle ilgili… Babamın kaybının üzerinden geçen iki buçuk yıl, bu kitabı okurken eski yas sürecimi hatırlatsa da beni çok derin bir yerden sarsmadı. Belki de daha fazlasını yaşadığım içindir; bu kısmı tamamen kişisel. Kitap, bir günlük tadında ilerliyor diyebiliriz. Tarihsel olmayan; babanın ölmeden önceki ve öldükten sonraki zamanlarını, geçmişten geleceğe, gelecekten geçmişe akan bir anlatı sunuyor bizlere. Yazım dili oldukça sade ve anlaşılır. Olay örgüsü kendi içinde tutarlı. Konu basit gibi görünse de –ölüm sonrası yas süreci– aslında dramatik ve birçok kişiyi kolaylıkla etkileyebilecek bir alan. Fakat bana yer yer kolay bir yoldan ilerlenmiş gibi geldi; üzerine çok fazla düşünülmemiş hissi verdi. Buna rağmen, yas tutan kişinin babasına anlatma hâli; onu yüceltmeden, aralarındaki bağı kusursuzmuş gibi dikte etmeden aktarması hoşuma gitti. Sadece dört–beş aylık sürecin bu kadar uzun tutulmasına gerek var mıydı diye düşündüm. Kitap daha kısa olabilirdi; belki 150 sayfada bütün yoğunluğunu ve derinliğini aktarabilirdi. Belli bir süreden sonra aynı şeyleri okuyormuşum ve aynı duygunun kıskacı altında kalmışım gibi hissettim. Yas tutan kahramanın buradan kurtulmasını, dönüşmesini beklerken; acısının giderek arttığını gözlemliyoruz. Benim için okuması kolay ve keyifliydi; su gibi akıp gitti. Duygusal çalkantılar elbette oldu. Belki bir başkasını çok daha derinden etkileyecek olan bu kitap, bana biraz da kendi acılarımla yüzleşmeyi öğretti. Okuyacak olan tüm arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,7bin okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 120. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 21:31
John Steinbeck’i ilk defa okuma şansım oldu. Aslında Gazap Üzümleri ve Fareler ve İnsanlar gibi çok meşhur kitapları var; ne yazık ki bu kitapları henüz okuyamadım. Elime nereden geçtiğini bilmediğim Uzun Vadi kitabını, yazarın ismine istinaden okudum. Gerçekten de müthiş bir anlatım gücü var. Uzun zamandır betimlemeleri bu kadar güçlü bir kitap okumamıştım. Gözünüzü kapatıp okurken her şeyi, her detayı hatta sesleri bile hayal edebileceğiniz bir anlatımla dolu. Normalde kısa kısa hikâyelerden oluşan kitapları çok sevmem; çünkü ben metinleri bir bütün halinde değerlendirmeyi tercih ederim. Lakin bu hikâyeler birbirinden bağımsız olsa da, sanki birbirine uzaktan tanıklık eden insanların hikâyeleri gibi hissettirdi. Her hikâye kendi içinde müthiş başarılı. Özellikle ilk hikâyeyi çok beğendim. Hikâyelerin ortak özelliğine bakacak olursak; yazar anlatımında karakterleri asla yüceltmiyor, onları olabildiğince objektif bir şekilde okuyucuya sunuyor. Bununla birlikte olayların işleyişi de bir o kadar tarafsız. Aynı zamanda biten hikâyeler çoğu zaman üç noktayla bitmiş gibi… Sonunun nasıl bittiğinden hem %100 emin olup hem de %100 emin olamayacağınız bir yerde bırakıyor sizi. Bu kadar net bir kararsızlık alanı tanımak müthiş bir yetenek bence. Benim çok hoşuma gitti, keyifle okudum. İşlediği hikâyeler inanılmaz güçlü. Bambaşka dünyaları aynı kitapta toplayıp hepsine eşit değer veriyor. Gerçekten harika bir okuma zevki yaşattı. Dediğim gibi betimlemeler oldukça güçlü; her ayrıntıyı hayal ettirme kaygısı taşıyor ama bu kaygı o kadar doğal ve akışında ki, yeteneğin kendi ilerleyişiyle kitap değerini buluyor. Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Uzun VadiJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 2025843 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 118. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 23:56
Zülfü Livaneli’yi ilk defa okuma şansım oldu. Açıkçası dilini sade ve okunaklı buldum. Diğer kitaplarını henüz okumadığım için genel bir değerlendirme yapmam doğru olmaz; bu nedenle yorumlarım tamamen bu kitaba dair. Zülfü Livaneli, popüler yazarlarımızdan biri olduğu için sosyal medyada sıkça karşıma çıkıyordu ve bu da bende ister istemez yüksek bir beklenti oluşturmuştu. Belki de bu yüzden, edebi anlamda daha “dolgun”, daha vurucu ve akılda kalan cümleler beklediğimi fark ettim. Ancak anlatılan olayın kendisi zaten yeterince sarsıcı olduğu için, yazar bilinçli olarak daha süslü ve imgesel bir dile ihtiyaç duymamış olabilir. Genel hatlarıyla değerlendirdiğimde kitap oldukça okunaklı. Olay örgüsü merak uyandırıyor ve günümüzde de çok iyi bildiğimiz, hâlâ sıcaklığını koruyan bir konuyu ele alıyor. IŞİD’in yaptığı kötülükler üzerinden Mardin’e uzanan, oradan İstanbul’a taşınan bir yolculuk söz konusu. Kurgu açısından çok zayıf bulmadım; hatta yer yer etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Ancak kitabı okurken zihnim sık sık Bin Muhteşem Güneş’e gitti. Konular birebir benzer olmasa da, karakterlerin yaşadıkları ve bende bıraktığı duygu oldukça yakındı. Oradaki kurgu ve anlatımın bende yarattığı etki çok daha güçlüydü. Günün sonunda yine zulüm gören kadınlar ve çocuklar var… Tekrara düşmek istemiyorum ama ben yine de daha güçlü bir edebi dil beklediğimi söylemeliyim. Bu tamamen benim kişisel beklentimle ilgili. Yoksa kitap kendi türü içinde yeterli ve Türkiye’de çağdaş edebiyat bağlamında başarılı sayılabilir. Belki de son dönemlerde okuduğum kitapların hem kurgu hem de anlatım açısından bende ciddi bir doygunluk yaratmasının da bunda payı vardır. Ancak benim için “tam noktaya” oturan bir kitap olmadı. Buna rağmen şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Bu yazıyı kitabı
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma