Nermin Yıldırım’dan okuduğum ilk kitap Saklı Bahçeler Haritası oldu. Aile, hatıra ve kader üzerinden ilerleyen bir roman..
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap, hayatımda en çok sevdiğim ilk on listesine girmeyi başardı. Bu kadar etkilenmemin en önemli sebeplerinden biri belki de beklentimin oldukça düşük olması ve romanın beni ters köşe yapmasıydı.
Yazın dili açısından baktığımda, Nermin Yıldırım’ın basit ve akıp giden cümleler kurmadığını görüyorum. Aksine, edebi bir dolgunluk taşıyan; okudukça tekrar okuma isteği uyandıran, düşündüren ve yer yer şiirselleşen bir anlatımı var. Pek çok yazarda bulamadığım bu yoğunluk benim için önemli bir kriter. Bu nedenle romandan aldığım edebi haz oldukça yüksekti.
Kurguya gelirsek: Hayatına bir anda mektuplar giren bir adamın, bu mektupları anlamlandırmaya çalışması; kendi yaşamıyla bağlantılar kurup kuramaması… Roman, her şeyin bizimle ilgili olmak zorunda olmadığını ama dünyadaki tüm hikâyelerin bir yerinden bizim hikâyemize değebileceğini çok etkileyici bir biçimde gösteriyor. Bu yüzden Suat ve Behiye’yi kalbinizde taşımanız çok olası. Farklı mekânlarda, farklı koşullarda yaşasalar da hikâyelerinde benzer tınılar var.
Olay örgüsünde beni gerçekten şaşırtan anlar oldu. Okurken defalarca “Bunu beklemiyordum” dediğim yerler vardı. Kurgusal romanları seven biri olmama rağmen sonunu tahmin etmek benim için zordu. Son belki daha sade ama çok daha anlamlı bir yere oturuyor. Daha büyük, daha çarpıcı bir final bekleyenler hayal kırıklığı yaşayabilir; fakat ben bu sakin ama derin sonu sevdim.
Spoiler vermeden inceleme yazmak zor, ama karakterlere biraz değinmek isterim. Yazar kahramanlarını kutsallaştırmadan, iki kardeşin iki farklı dünyasını aktarıyor bize. Finalde öğrendiğimiz gerçeklik ise bambaşka bir katman açıyor. Bu ikili