Dilek

Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir?
Puan vermedi
Kierkegaard bizlere şu soruyu sorar: “Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir?” Bu soru yalnızca teolojik bir merak değildir. İnsan hayatının bir noktasında kendi varoluşuna yönelttiği en derin sorulardan biridir. Hermann Hesse’nin *Narziss ve Goldmund* romanı da bu sorunun edebi bir yankısı gibidir. Roman iki karakter üzerinden iki farklı varoluş biçimini görünür kılar. Narziss düşüncenin, düzenin ve formun insanıdır. Dünyayı anlamlandırarak kavrar; onun yolu aklın ve disiplinin yoludur. Goldmund ise yaşamın akışına daha yakındır. O dünyayı deneyimleyerek, hissederek tanımaya çalışır. Biri dünyayı düşüncenin içinden kurar, diğeri onun içinden geçer. Ancak Hesse’nin kurduğu karşıtlık basit bir karşıtlık değildir. Çünkü insan yalnızca tek bir yoldan oluşmaz. Her insan kendi içinde bölünmüş bir varlıktır. Lacan’a göre özne hiçbir zaman kendisiyle tam olarak örtüşmez; insan her zaman kendi içinde bir eksiklikle, bir yarıkla yaşar. Goldmund’un hayatı boyunca aradığı şey belki de tam olarak budur: kendi içindeki o eksik parçayı, o kayıp merkezi bulma çabası. Bu düşünceye daldığımız zaman romanın en vurucu anlarından biri Goldmund’un bir Meryem Ana heykeliyle karşılaştığı sahnedir. O ana kadar hayatı yalnızca yaşayan bir karakter olan Goldmund, o heykelin karşısında ilk kez kendi varoluşuna bakar. Sanki hayatının dağınık anıları bir biçim kazanır. Belki de sanat tam burada doğar: yaşanan hayatın bir anlam aramaya başlamasında. Bu sahne aynı zamanda Leibniz’in monad kavramını da bizlere anlatır. Monadlar birbirine doğrudan dokunmaz; her biri kendi içinden bütün evreni yansıtır. İnsan da biraz böyle bir varlıktır: kendi kapalı iç dünyasının içinde yaşar ama yine de bütün bir hayatı kendi deneyimi üzerinden anlamlandırır. *Narziss ve Goldmund* bu yüzden yalnızca iki
1000Kitap
Narziss ve GoldmundHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20251,818 okunma
Dilek
Öncelikle ellerine sağlık canım arkadaşım, gerçekten çok güzel bir inceleme olmuş. Sen farklı bir açıdan değerlendirmişsin. Benim için dönüm noktası aslında kiliseden kaçtığı kısımdı. Ama senin için Meryem Ana heykelini gördüğü yer olmuş. Bu da insanın kendi benliğiyle ilgili başka kapılar açmasına, farklı acılarla ve anlamlarla buluşmasına vesile oluyor. Zaten kitapların en güzel tarafı da bu değil mi; herkes onları başka bir yerinden yakalıyor. Goldmund kadar Narziss’in hikâyesi de bence çok başarılı. Yerinde kalarak da mutluluğu seçmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Ayrıca çok güzel bir detayı yakalamışsın. Ben de bu kitabı okurken aynı şeyi fark etmiştim: Burada aslında bir zafer yok, bir yenilgi yok. Daha iyisi ya da daha doğrusu da yok. Herkesin kendi yolunun kendine özgü olduğunu çok güzel anlatan bir kitap. Tekrar ellerine sağlık.

Dilek

, bir kitap okudu
Puan vermedi·80 syf.·
24 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 23:28
·
2026 122. kitabı
Seyyidhan Kömürcü
8.9/10 · 1.652 okunma
Ömer ŞİMŞEK isimli okura yanıt verildi
Dilek
Benim favorim Şükrü Erbaş yaşayan bir efsane. İsmet Özel ve Birhan Keskini de unutmamak lazım.
Yazgının Sanık Sandalyesi
Puan vermedi
“Yolumun üstünde bir tuzak kurdun, Bir de diyorsun ki: ‘Yürü, iznim var.’ Cihanda kudretin her şeye hâkim; Beni yürüten sen, adım günahkâr.” Tanrı’nın mutlak bilgisiyle insanın sınırlı özgürlüğü arasındaki o eski gerilim, bu romanda artık teolojik bir tartışma değil, etik bir dosyaya dönüşmüştür. Eğer plan varsa, sorumluluk da paylaşılmalıdır. Aksi halde insanın “günahkâr” oluşu bir ahlaki tercih değil, yazılmış bir rol olur. O zaman suç dediğimiz şey, eylemden çok senaryoya aittir. Saramago’nun yaptığı tam olarak bu: İlahi plan fikrini bir teselli olmaktan çıkarıp, bir güç ilişkisi olarak göstermek. Kutsal anlatılar genellikle adaleti vaat eder; burada ise adalet, gücün yorumuna bırakılmış bir kavram gibi durur. Kabil’in isyanı bu yüzden kişisel bir öfke değil, kozmik bir itirazdır. “Yazgı” denilen şey, eğer sorgulanamazsa, ahlak da sorgulanamaz hale gelir. Hayyam’ın rubaisiyle romanın kesiştiği yer tam burası: Tuzak kurulmuş bir yolda yürüyen insana “özgürsün” demek, özgürlükten çok ironidir. Eğer özgürlük, sonucu önceden bilinen bir yürüyüşse; yargı da çoğu zaman adalet değil, yalnızca düzenin kendini haklı çıkarma biçimidir. Ve belki de en rahatsız edici soru hâlâ ortada duruyor: Her şeyi bilen bir düzenin içinde, gerçekten suçlu kim?
Edebiyat
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,3bin okunma
Dilek
Ben hiç bu açıdan değerlendirmemiştim ama bence harika bir korelasyon kurmuşsun çok beğendim yüregine sağlık kalemine sağlık. zaten yayınlandığı gününden bu yana büyük yankı uyandıran kitaplarından biri genellikle bu yazarı Körlük kitabıyla tanıyorlar ama bence en güzel kitaplarından biri Kabil. Ben çok etkilenmiştim benim için çok farklı ve belki de kendi sınırlarımı zorladığın bir bakış açısı kazandırmıştı..
Okuyabileceğim kitaplarım bitti kitaplığımda. Hazırlıksız yakalandım, aç susuz ekmeksiz kalmış gibiyim. İmdatttttt !!!
Pathos isimli okura yanıt verildi
Dilek
Teşekkür ederim 🙏🏽