Otomatik pilota bağlanmış gibi olduğumdan, bedenim tükenmiş olsa da koşmaya aynen devam etmem söylenecek olsaydı, 100 kilometreden sonrasını da koşardım herhalde. Tuhaf bir ifade olacak, ama yarışın sonlarında artık sadece bedensel yorgunluk yoktu, ben kimim, o an orada ne yapıyorum, bunlar bile aklımdan silinip gitmişti. Bu, normalde çok tuhaf bir his olsa gerek, ama ben bu tuhaflığı, tuhaflık olarak hissetmeyi bile başaramayacak durumdaydım. Orada koşmak eylemi neredeyse tamamen metafizik alana ulaşmıştı. Eylem vardı ve buna itaat eden benim varlığım vardı. Koşuyorum, öyleyse varım!
İnce dallar, rüzgârla birbirine sürtünür. Kurumuş kemik gibi gıcırtılar çıkartmaya başlarlar. Bu dalların iyice yukarısında sincapların yaptığı yuvalar görünür. Sincaplar herhalde bu yuvaların içinde sakin rüyalarını görüyorlardır.
Bazı süreçler, ne yapılırsa yapılsın, değişikliği kaldırmaz. Ben bu düşüncedeyim. Eğer bu süreçle birlikte var olmaktan başka çaremiz yoksa, bizim yapabileceğimiz şey, inatçı bir azimle kendimizi değiştirmek (belki de dönüştürmek).