Her aşk farklı olduğuna göre (farklı kokular, farklı dokunma
biçimleri, farklı psikolojik roller), her aşkta, paylaşılan sözcükler de farklı olur, diye düşünüyor insan.
Ama, hayır! Kalıp sözcükler, yaşadıklarımızdan daha önemli. Ve “seni seviyorum” tümcesindeki totaliter
sahiplenme, tüm aşk deneyimlerini standartlaştırıyor. Aşkı nicelleştiriyor. Bu tümceyi, aşkı aritmetiğe
dökmek için kullanıyoruz: “Ben, üç kere âşık oldum.”
Sözcükler bizi kör eder. Tüm duygularımızı ve düşüncelerimizi birer sözcüğün içine sıkıştırma yolundaki
baskın faaliyet, duyularımız aracılığıyla ulaşacağımız kavrayışı engeller, önünü keser.
Birbirimizi anlayamayacağız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın,
iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca,
çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz.
İlk insan ve ilk peygamber Adem, günah işlemeyi cennette yaşamaya yeğlemiştir; yaşamın
değişkenliğini, sıkıcı tekdüzeliğe yeğ tutmuştur. Đnsan imgeleminde cennet, hiçbir zaman çok ilginç bir
yer olmadı. Hayal gücümüzü harekete geçirmedi, geçiremez de.