Alice Harikalar Diyarı yıllardır adını bildiğim ama aslında hikâyesini hiç gerçekten bilmediğim kitaplardan biriydi. Çocuk kitabı olarak tanıtıldığı için uzun süre öyle yaklaşmıştım. Okuduktan sonra ise bu hikâyenin çocuklara olduğu kadar yetişkinlere de hitap ettiğini fark ettim.
Kitap boyunca yaşanan birçok olay ilk bakışta anlamsız, karmaşık ve hatta saçma gibi görünüyor. Ancak ilerledikçe bunun aslında hayatın kendisine ne kadar benzediğini düşündüm. Bazen insanlar mantıksız davranıyor, bazen kurallar durmadan değişiyor ve bazen de ne kadar uğraşırsan uğraş hiçbir şey tam olarak anlam kazanmıyor. Alice’in yaşadığı şaşkınlığı okurken kendimi birçok yerde ona yakın hissettim.
En çok hoşuma giden şeylerden biri de kitabın hayal gücü oldu. Yıllardır sayısız uyarlamasını görmeme rağmen, kitabı okumak bambaşka bir deneyimdi. Karşıma çıkan karakterlerin her biri kendi içinde ilginçti ve Harikalar Diyarı gerçekten rüya ile gerçeklik arasında sıkışmış bir yer gibi hissettirdi.
Bu kitabı çocukken okusaydım muhtemelen sadece eğlenceli bir macera olarak görürdüm. Ama şimdi okuduğumda, satır aralarında farklı anlamlar aradım. Kimlik, büyümek, değişmek ve dünyanın karmaşıklığı üzerine düşündürdü beni. Belki de bu yüzden kitap bunca yıl sonra bile hâlâ konuşulmaya devam ediyor.
Bazı klasikler vardır; neden klasik olduklarını okurken anlarsınız. Alice Harikalar Diyarı benim için onlardan biri oldu. Kısa olmasına rağmen düşündürdüğü şeyler kitabın sayfa sayısından çok daha büyüktü.
İyi ki okumuşum dediğim klasiklerden biri oldu.
Uzun zamandır okumayı ertelediğim kitaplardan biriydi Veronika Ölmek İstiyor. Daha küçükken ismini duyduğumda sadece “depresif bir kitap” gibi düşünüyordum sanırım. Ama şimdi, bazı duyguları gerçekten yaşayarak okuduğumda, kitabın verdiği his tamamen başka oldu.
Okurken kendimi birçok yerde Veronika’ya, kitaptaki düşüncelere ve hatta karakterlerin korkularına yakın hissettim. Özellikle insanın içten içe yaşadığı boşluk hissi, sürekli aynı döngüde sıkışmış gibi hissetmesi ve bazen yaşamanın ağırlığından yorulması… Bunları kitapta görmek bana yalnız olmadığımı hissettirdi. Dünyada herkesin bir noktada benzer karanlık düşüncelerden geçebileceğini görmek garip bir şekilde rahatlatıcıydı.
Sanırım bu kitabın beni en çok etkileyen yanı da buydu. Sürekli “iyi olmalısın”, “güçlü olmalısın” diyen bir bakış yerine insanın kırılmış taraflarını olduğu gibi göstermesi. Bunu yaparken de sadece karanlıkta bırakmıyor; yaşamanın küçük şeylerle bile yeniden anlam kazanabileceğini hissettiriyor.
Gece Yarısı Kütüphanesi dahil olmak üzere okuduğum birçok kitaptan daha fazla etkiledi beni. Çünkü bu kitap bana sadece bir hikâye anlatmadı gibi hissettirdi. Daha çok, uzun süredir kafamın içinde duran ama kelimeye dökemediğim bazı duyguları yüzüme vurdu.
Bazı cümlelerin altını çize çize okudum. Bazı sayfalarda durup uzun uzun düşündüm. Kitap bittikten sonra bile etkisi hemen geçmedi. Hâlâ aklımda dönüp duran yerleri var.
İyi ki doğru zamanda okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu gerçekten.