"*Ülkenin adı ne?
*Türkiye. Herkesin aşık olduğu ama kimsenin fethetmeye cesaret edemediği topraklardan geliyorum.
*Ülken olmak isterdim. Ayrıldığında delicesine özlediğin, kavuşmak için gün saydığın ülken olmak isterdim."
Ne güzel satırlardı bunlar Maral ya, kalemine sağlık... Bu serinin 2. kitabını da severek okuduğumu söyleyebilirim. Bu kitapla evren iyice sarıp sarmaladı beni.. Karakterlere alıştım. Hikayeyi benimsedim. Elzem'i daha iyi anladım. Diğer kızları anlamaya çalıştım. Doğa ve Asil favorilerimden zaten.. Mara cinsin teki, ne zaman konuşsa o kızın kafasını duvara sürtmek istiyorum. Ama ama hiçbiri Itır kadar nefretlik değil. Elzem'in annesinin genleri halt etmiş. Bu kızın dna'sına kesinlikle iblis anası işlemiş. Başka hiçbir açıklaması olamaz. O kıza en normal gününde bile tahammül edemiyorum. Onunki klan özelliği falan değil, o kız tam bir şımarık velet.. Arada bir canı isteyince ablasını korumakla olmaz kardeşlik.. Yazık ki Elzem hayatını bu kıza adamış. Çok üzüldüm onun adına.. Sayfalarca Itır'a nefret kusabilirim o yüzden..
Itır nefretliği dışında genel olarak iyiydi. İlk kitaptaki pusula ve Elzem'in arasındaki bağı çok beğenmiştim. Her şey burada kalmadı tabi ki.. Bir de işin ucu Afra ve Elzem arasındaki olaya bağlandı. O yüzden ortalık fena karışık.. Savcı meselesi desen, beklediğim gibi çıktı. Meliz'in yardım aldığı kişi oymuş. Ve Elzem'in bunu öğrendiği sahne.. Off, çok fenaydı ya.. Okumaktan çok zevk aldığım bir çift olur kendileri.. Daha çok sahneleri olmasını çok isterdim. Elzem sonlara doğru onunla daha çok yakınlaştıklarından, onunla sık sık bir araya gelip sohbet ettiklerinden, büyü çalıştıklarından bahsediyordu. O sahneleri bu şekilde onun ağzından dinlemeyi değil de direkt okumak isterdim. Zaten iki farklı ırkta oluşları yetmiyormuş