• ‘Seni tanıdığım ilk günden beri vazgeçmedim senden . Aynı şeyleri istiyorduk . Aynı şehir , Aynı huzur , Aynı yatakta sana sarılıp uyumak . Şapşalca şeyler bazen . Ve ben ilk defa birinin kokusunu istedim , İlk defa birinin ellerini avucuma alıp parmaklarıyla oynamayı , İlk defa sabah uyanırken , 5 dakika daha uyumak için nasıl direniyor diye merak ettim . Ve ilk defa birinin nasıl uyuduğunu .

    Her gün katlanarak arttı bunlar . Seni neden sevdiğimi hiç anlamadım ben . Çok sebep vardı belki ama hiç benim değildin . Bizim aramızda hep bir 3.kişi vardı . Hep konu bir başkasıydı . Sen ve ben hiç biz olmadık . Mutlu olmamız için sadece bu engel varken sen hiç kendini benimle düşûnmedin . Sonra iki günlük insanlar tanıdın canımı yaktın .

    Hep dayanmaya çalıştım hep bekledim .
    Gerçekten mutlu olabileceğimizi anladığın anlarda hep kötü davrandın bana Oysa 3.bir kişi yoktu ve ilk defa uyuyordum rahatça .
    İlk defa başka birini düşündüğünü düşünmeden koyuyordum kafamı yastığa . İlk
    defa kıskanmıyordum , hala biz olmayı bekliyordum. Ama sen bunu anlayamadın . Böyle olman canımı yakıyor çünkü ben sürünüyorum.Ama keşke istediğim gibi sevebilseydim seni . O iki günlük insanları sevdiğin kadar sevebilseydin sen de . Keşke , sarıldım sana dediğimde sende sarılsaydın bana . Sabret bir gün herşey güzel olacak , insanların sözlerinin bir önemi yok diyebilseydin . Ama olmadı .Ama nasıl uyuduğunu bile merak ediyorum hala . Bir de üşür mü diye . Ve hala sana sarılarak uyuyorum . Üstünü iyi ört . Sıkı giyin .
    Ve kimsenin boynundan öpmesine izin verme...🌒🍷
  • Benim kalemimden kan değil süt damlıyor
    Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum
  • 159 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Ve bitti. Okuyan her insanın üzerinde inanılmaz etki bıraktığının düşüncesindeyim. Goethe'nin hayatından esintiler kalemine dökülmüş. Zaten kendisi de bunu hep diyormuş, "benim kalemimden çıkanlar hayatımdan az biraz parçalar".. yasadiklarini biraz uyarlayarak Werther ile aktarmış aslında. Kitap "mektup kitap" şeklinde yazılmış. Son bölümde de yazar dahil olmuşcasına devam etmiş. Werther'in bir balo gecesinde ilk kez gördüğü ve süregeldiği imkansız aşkı.. imkansız diyorum çünkü bu kızın, Lotte'nin sözlüsü var ve yakında eşi oluyor. Ama yine de Werther kopamıyor . Goethe de bir baloda bir kıza aşık olmuş ama onun nişanlı olduğunu öğrenmiş. Aşık olduğu kız 19 yaşındaymış ve nişanlısı ondan 11 yaş büyükmüş. Kız evlendikten sonra Goethe o şehri terk ediyor .. Gerçek hayatında yaşadığı aşkın yansımasını Werther'de okuyabilirsiniz. Ama sonu talihsiz bittiği için hatta bir zamanlar bu kitabın bu sebepten ötürü yasaklandığını duymuştum. Çok beğendim, çok etkilendim.
  • Benim kalemimden kan değil süt damlıyor,
    Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum...
    İzâhı için linke tıklayabilirsiniz:
    https://www.instagram.com/...?igshid=xkzupbjfev12
    Dilaver Cebeci
  • (..) Apokrif, Yunanca apokryphos (gizli, saklı): 1) Başlangıçta dinsel mezheplerin 'gizli kitapları'; sonra da vahiy yoluyla gönderilen metinlerle kural koyan dinlerde kural olarak tanınmayan metinler için kullanılmıştır; 2) Hatalı olarak farklı bir yazar ya da çağa ait olduğu söylenen metin anlamında. (..) ..yazmak, her zaman sonradan ortaya çıkarılacak bir şeyi yazmak anlamına gelir; çünkü benim kalemimden çıkabilecek gerçeklik, şiddetli bir vuruş nedeniyle kayadan kopup uzağa fırlamış bir parça gibidir; çünkü düzmece dışında gerçeklik yoktur. (..) Ona göre düzmece iş yapan kişi, romancıların bol ve bereketli olduğu topraklara yerleşmeliydi; böylece dalaverelerini zengin özgün hammedde ürünlerinin arasına karıştırabilirdi.
  • Doğduğum gün değişti!
    Ben senden sonra anladım ki
    Doğduğun gün doğmuşum
    Ve ben yine anladım ki
    Seni tanıdığım gün büyümüşüm
    Hem de aşk suyuyla
    Bir ağaç dikildikten sonra verilen can suyu gibi
    Aşkında benim can suyum oldu
    Her geçen gün yeni bir filiz verdi kalbim
    Aklımın almadığını kalbim aldı
    Kalbimin almadığını tüm vücudum
    Öyle bir hale büründüm ki
    Büyürken yeniden doğdum
    Doğarken yeniden geliştim
    Gülüşüm, bakışım, sesim, soluğum her şeyim değişti
    Çünkü sen dokunmuştun ve ben aşk zırhını giyinmiştim
    Uzaktayken yakında olmayı, dokunamazken hissetmeyi öğrendim
    En önemlisi de
    O herkesin aradığı aidiyet duygusuna kavuşmuştum seninle
    İki ayrı bedenin tek bir ruhta buluşmasıyla
    Herkesi kıskandıracak ama bir o kadar da imrendirecek bir can suyu olan o aşkın
    Bu hayatta kazandığım en büyük servetim oldu
    Adeta bir kaşıkçı elmasıydı ruhumda
    Sen gelmiştin ve ben hiçbir şeyken her şey olmuştum...
    #kalemimden
  • Off Yeter artık anne ya Yine mi yatağı ıslattın. Yeminle vereceğim seni sonunda huzur evine. Sen de kurtulacaksın, ben de diye söylendi kadın.

    Annesi uzun zamandır yatalaktı ve konuşamıyordu. Kızının sözleri üzerine kalp atışları hızlandı. Elleri terledi. Dudaklarını kımıldattı. Güzel kızım özür dilerim. İnan bilerek yapmadım. Vallahi farkında bile değilim. Çok özür dilerim diyecekti, diyemedi... Yatağın ucunda duran ve öfkeyle kendisine bakan kızıyla göz göze geldi. İki damla yaş daha fazla kirpiklere tutanamayıp, önce yanaklara, sonra da göğsüne damladı.

    Hah Şimdi de ağla.Yahu asıl ağlaması gereken benim anne ben. Senin yüzünden Hayri'yle ayrılma noktasına geldik. Adam da haklı. Evinde bile rahat edemiyor. Sen ne güzel ağlıyorsun da söylesene ben kime ağlayayım. Aylardır sana bakıyorum, altını temizliyorum, Bıktım yeminle bıktım...

    Araya kızgın bir demir gibi sessizlik girdi. Kadın söylene söylene yatak çarşaflarını değiştirdi. Annesi kızını daha fazla kızdırmamak için gözlerini kapattı. Biliyordu çocukcaydı ama sanki gözlerini kapatınca orada yokmuş gibi oluyordu..

    Son zamanlarda bulmuştu bu oyunu. Ne zaman evdekiler ona söylense, sitem etse, çemkirse, kötü davransa, o hemen gözlerini kapatıyordu.

    Kadın hışımla yerdeki ıslak çarşafı alıp odadan çıktı. Annesi yine yalnızlığıyla başbaşa kalmıştı. Derin bir nefes aldı. Aldığı nefes göğsüne saplandı.Başını usulca pencereye doğru çevirdi. Pencerenin önünde duran ve ha kurudu ha kuruyacak bir tek kırmızı güle baktı. Bu odada yattığı zamanda, gül ona arkadaşlık etmişti. Sırlarını onunla paylaşmıştı. Ama gül de bakımsızlıktan önce yapraklarını dökmeye başlamış, sonra da boynunu eğerek dalından kopmuştu.

    Gidiyoruz galiba ikimizde. dedi. Vakit geldi değil mi?

    Gül cevap vermedi. Kadın da onu zorlamadı. Sen de haklısın. Öleceğimizi bilmek kolay değil ama inan böyle ben burada yatağın ucunda, sen orada daın ucunda yaşamakla öüm arasında sallanıyoruz ya, inan bu da hiç kolay değil. Düşünsene ne ölebiLiyoruz, ne yaşayabiliyoruz. Fazlayız dünyaya. Yük oluyoruz sevdiklerimize. En iyisi gitmek biran önce. Ah! Bak ne diyeceğim sana. Hani biz insanlar hapşırıyoruz ya. İşte mesela biz türkLer hapşırsak hemen çok yaşa derler. Ama almanlar hapşırsa, orada da iyi yaşa derler. Bence en doğrusunu onlar söyLüyorlar. Mesee çok yaşamak değilmiş, iyi yaşamakmış. Baksana halimize, çok yaşadık da ne oldu. Azar, hakaret, kötü bakışlar..

    Gül biraz daha koptu dalından.
    Kadının kalbi sıkıştı..
    Karanlık çöktü kente.
    Sokak lambaları yandı..
    Oturma odasından kahkaha sesleri geliyordu. Çocukların yine misafirleri vardı demek. Ne güzeL eğleniyorlar diye iç geçirdi anne. Gülümsedi. Kuzum benim, gül elbette, ben seni çok üzüyorum, yoruyorum, haklısın. Kurban olurum sana

    Gül dalından kopup pervazın üstüne yuvarlandı.
    Kadının kalbi durdu.
    Karanlık çöktü odaya.
    Kadın elinde çorba tabağıyla odaya girdi. Yüzü asıktı. Biraz önce dışarda kahkahalar atan kadın gitmiş yerine suratsız sinirli biri gelmişti. Kadın tabağı yatağın yanındaki sehpanın üstüne koydu. Annesine bakmadan, yorganı kaldırıp, yine yatağı ıslatıp ısLatmadğına baktı. Ve İnanmıyorum sana anne ya! daha biraz önce değiştirdim senin altını. Sen inadıma yapıyorsun değil mi bunu? Demin içerde birazcık güldüğümü duydun, sırf ben üzüeyim diye yine yatağı ıslattın de mi.
    Ah anne ah!

    Başını kaldırdı. Annesinin gözLeri kapalıydı. Eli annesinin bacağına değdi. Annesi soğuktu. Hem de buz gibi. Kadın irkildi ve korkuyla geri çekildi. Anne diyebildi sadece. Gerisini getiremedi.

    Saksı dünyada kaldı.
    Yatak da dünyada kaldı.
    Diğer eşyalar gibi, toprak gibi, hava, su, ateş gibi, her şey dünyada kaldı.
    Giden gül oldu, giden anne odu.

    Sonra kadın çok ağladı. Dayanamadı, ara sıra gidip annesinin mezar taşına sarıldı. Mezar taşı soğuktu, hatta buz gibiydi.

    Mezar taşları yaşayan anneler gibi sıcak olmuyor.
    Yaşarken sevdiklerine sarılmayanlar, onlar öldükten sonra mezar taşlarına sarılıyorlar. Geç oluyor.

    Kadın da yaşlanacak bir gün. O da çocuklarına muhtaç kalacak belki. Belki onu da bir odaya yatıracaklar ve oda da bir gül olacak.

    Sonra gül dalından kopacak, kadın ölecek. Ve onun kızı da onun mezar taşına sarılıp ağlayacak.

    Bu hikaye hep böyle devam edecek.
    Saksı bu dünyada kalacak..
    Yatak bu dünyada kalacak..
    İlk ölen, erken ölen hep insan olacak..
    Yüreğini hatırla insanoğlu. Senin bir yüreğin var, hatırla!