Size anlatacağım şeyler var.
Il était seul, bien seul
Yalnızdı, yapayalnızdı.
Ben ona sarıldım.
Saklandığı yerden aşk için çıktı.
et rien de plus
başka hiçbir şey için değil.
Flibustier ellerimi tuttu zamanında, gözlerime baktı.
"Birçok şeye ihtiyaç duydum, insanların tahammülsüz halleri beni uzaklaştırdı. Sen yüreğimi ısıttın. Ama burası gece, zulmet, izbe yani anlayacağın senin çekeceğin dert değil. Sen beni unut. Gözlerime bak, sana dokunuyorum ve sanki nefesim kesilir gibi oluyor. Peut briser mon existence un deux beni neden istiyorsun? Sana dokunmak ölüme terk edilmiş ve ölüme inat gibi.. Bana dokunmak ezip geçmek gibi, çürümeye terk edilmiş gibi ve sen, sen beni unut. Bak bana, yüzüme bak kavgacı hisler aynası, dokun yüzüme, senin emarelerin dolu, halime bir bak, sen silahlı. Sen beni unut. En iyisi kalkıp gitmeli."
Hep bir yarım kalmışlık yapışmıştı üstüne. Tam olan hiçbir şey veremedi, ben ona tamamımı sunarken sanki lütuf gibi uzatıyordu bana birkaç parçasını.
- Mais cela passera, bu sadece bir dönem.
- Ama bu geçecek, inan bana geçecek.
- si le miracle existe
- Mucize diye bir şey varsa...
Sizce o nerede? Belki bir duvar köşesine sinip ölüme terk etmiştir kendini, mucize diye bir şey yok biliyorum. O gideli yıllar oldu, sizce ne zaman gelecek? Düğümlü deli kadının evindeyim, bakın artık tamamen harabe. Çünkü yıllar aldı her şeyimizi. Zamanla iş birliği içinde hepimizi tedirgin ederek derinden yaraladı.
. Gece, zulmet, izbe.
Yitik adreslere benzer
Ölüm
Yanık otlar gibi
- Ve sen bu şiiri okurken
Ben belki başka bir şehirde ölürüm.
Marki!
- Ne işiniz var burada?
- il y a un prodige