Birey ve düşüncesinin içine doğduğu, etkilediği ve etkilendiği kurumlarla ilişkisinin boyutları üzerine yazmış Mary Douglas… Kitap, insanı yüklendiği ancak farkına varamadığı, yahut farkına varsa bile kurtulmanın hiç de kolay olmadığı bilişsel kalıplar üzerine düşünmeye sevk ediyor. 1986’da yayınlanan Kurumlar Nasıl Düşünür’de Durkheim ve Fleck gibi isimlerin görüşlerini de ele alarak kurumların nasıl meydana geldiğini, kapasiteslerinin nerelere varabileceğini, dahası insanların kurumlar olmaksızın düşünüp düşünemeyeceğini tartışmış.
Çalışmaya göre meşrulaştırılmış toplumsal grup anlamında kullanılan kurum, içine aldığı zihinleri hemfikir olunmuş temel kategoriler üzerinden şekillendirir. Örtülü sınıflandırma, hatırlama ve unutma dahi bir yerde kurumlarla sıkı ilişkilere sahiptir. Öte yandan bireylerin zihninde kurumsal olarak yüklenmiş düşünme biçimleri üzerinden yaşamakla bu kategorileri aşmak arasında bir gelirimden de eserde bahsedilir.
İşte kitaptan bazı kesitler:
“Sınıflandırmalar, mantıksal işlemler ve yol gösteren metaforlar, bireye toplum tarafından temin edilir. Bazı fikirlerin apriori bir doğruluk hissi taşıması, bazılarınınsa saçmalık hissi vermesi, sosyal çevrenin bir parçası olmamızdan kaynaklanır.”
“Fleck, bilimde tedarik edilen entelektüel çalışmanın talepten doğduğuna inanıyordu; sadece yapılan çalışmaların sayısı bakımından değil, araştırma konularının seçilmesi bakımından da…”
“Sıradan siyasi endişelerden terminolojisiyle, eğitimiyle ve ayrı çalışma alanlarıyla çok dikkatli bir şekilde sıyrılan bilim bile aynı eğilimi, yani kurumlarını doğa analojisiyle kurma ve kendi içinde yaşadığı çatışmalara en genel çerçeveyi bulma eğilimini gösterir.”
“Hangi ataların hatırlanacağına kim karar verir? Örneğin, hangi bilim adamları, hangi siyasi figürler veya