Berat Güney

Berat Güney
@beratgny
münzevî.
Türkçe Öğretmeni
YTÜ
67 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Yokluğun Diyorum
yokluğunla kadehimde demlenen ukte cümleler damarımda kanımla sevişen soğuk bir yalnızlık ve zamanı uyuşturan bu yersiz karanlık saatler sesin olunca geceyi iğneleyen paslı bir çığlık o an nefesim bile adındaki harf kadar düşer sanırsın ki latin alfabesi kafayı sıyırmış bir alık odamda gölgelerimiz birbirini boğarak öper yokluğun diyorum ölüm kadar acı ve aşikâr! ellerim seni arıyor kanatarak kinkirli duvarları kalbimdeki kan kaybından ruhum serkeşleşir her öpüşünde kemiklerimde depreşen bir yankı gözümün morunda uykusuz ve yorgun bir şehir ve senin adını sayıklıyor apartman boşlukları adın geçince boğazım iliklerine dek düğümlenir kimsesiz bir çocuk kadardır o ürkek bakışları yokluğun diyorum kör aynalarda suretimi sarar! her sabah ölü bir fotoğraf günışığıyla kanar ne kadar acı varsa hepsi fısıldar senin adını tenimde unutulmuş o eski jilet izleri kadar hatıralar ağır bir suç olur, bırakmaz yakamı hangi hayat yolunu açar kapısız bir anahtar ne yana sapsan elindedir belirsiz cezâ yargısı savurur beni serserice kokunun karıştığı rüzgâr yokluğun diyorum yaşarken çekilmez intihâr!
Reklam
Sinyora
aşk ezel bezminden yasak bize sinyora göğsünde yeşeren yılgın bir şarap sızısı ve kırık bir gül gibi iki kadeh rose angora sanki bendini yıkan azgın bir selin bağları benden geçerken sen, zaman eğilir usulca gözyaşların kalbime saplanan ulvî bir sancı ve dudağının kıyısında mühürlü eksik bir dua şimdi bir adın kaldı geriye bir de hüznün tınısı düştük ağlak ve sarsak bir gecenin kucağına âh işte yok mu o gözlerin yine yedi iklimin karası bir sanat musikisi gibi tatlı ve acı girersin kanıma âti artık mâziden de beter unutulmuş bir fısıltı tek bir gülüşün güller açtırırken darağacına yellendirir tek nefesim o balköpüğü saçlarını sessizliğin yangınında yankı bulan o boşluğa yani yaşamla ölümün arafına diktim aşkın bayrağını ne vuslatın hükmü var ne de inkârın burada biz, zamana sığmayan bir yeminle mühürlüyüz sinyora! 17.05.2025 Berat Güney
Gece, semâlarında kırık kanadımla çırpındığım ve ufuklarında sis dumanlarına karıştığım. Karanlık kasvetiyle çöktü yine göz kapaklarıma. Uyku mu? Son gramına kadar uzak. Her kalp spazmında bir THC tadı. Düşünceler beynimi eşelerken kafamda susmayan kötümcül sesler. Bilinçaltımın içe vurumsal çığlığı, dışa dönümü suskunlukla bağıran. İntihar mektupları? Ölümün krokisi. Alkol? Tutamak yâhut bir tutanak. Bir nebze çokluğu uyuşturup çok olana saplandıran. Rahatlatıcı bir hafiflik, ağırlığı umarsızlaştıran. Utanç verici bir kaçamak. Kendinden kaçmanın ümitsiz bir vakası sanki bu. Çözüm mü? Sabahına yine küfre bulanan aydınlık. Şizofreni? Düşüncenin bedenden bedene zuhur edişi. Mayana isyan. Şiir? Sözün eylemi, bir direniş. Kalabalıklar içinde iğneleyici yalnızlık. Yalnızlık? Ruhun yabancılığı, çoğul türküm. Manevî yabancılaşma kendine, topluma, insana. İnsan mı toplumu dışlar, toplum mudur ötekileştiren insanı? Anlaşılmak? Anlamak kadar sahte. Anlamak? Kendi düşüncelerin. Ardı arkası kesilmeyen müphem suâller. Aşk? Plastik ilişki, yarım güfte. Sevgi? Kırık ukte. Ağlamak? Beyhûde. Gülmek? Delilik. Dost? Çıkar. Kadın? Komik. İnsan? Kuru gürültü. Kitap? Kibirli söz. Sinema? Hayat. Müzik? Kederi keskinleştiren. Acı? Sıradan. Tutamak? Yok. Kesinleşmemiş doğru ve yanlışlarınız, uğruna curcuna ettiğimiz. Elimize zorla tutuşturulan yaşamak, deli bir tanrının oyunu. İpini boynuma asmak istediğim bu trajikomik yaşamak. Her hata başka bir hataya doğurgan. Ne de olsa bedel ölüme gebe. İnançsız imdatlar. Af mı zayıftır intikam mı? Karmaşık duyguların davranışsal kişilik bozukluğu. Yalan? Rezil ve güzel. Gerçek? Çarpıcı ve kırıcı. Şüphe? Esir olunan. Kötü? Burada iyinin karşıtı değil, karşılığı. Mutluluk? Dâima aranan. Hüzün? Lânet sarmaşık. Öfke? Ben. Ben kimim? Kimim ben? Artık