Berat Güney

Berat Güney
@beratgny
münzevî.
Türkçe Öğretmeni
YTÜ
67 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Hüzün Mevsimi
yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde biliyorum, biliyorum bunu da biliyorum gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da kendime kendimden başka kendim yok ne utancımı kuşanan bir sevgi ne çirkinliğimi öpen bir kız yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız güzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz dayayıp sırtını gecenin duvarına bir ölünün ağzını dudağını öpmek biraz yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta kural tanımayan sevgim benim aykırım, fizikötem, doğaüstüm, yanlışlığım aşkım, sevgili yanılgım benim, başyargıcım nefretim nefretim nerdesin kalbim bir gün elbette sana hükmedeceğim! elbet geçer bu hüzün mevsimi bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu insan yığınlarından ibâret herkes, çokluk resmine nasıl sâfiyane tapıyor! Ben kimseyi tanımıyorum, kimsenin dilinden anlamıyorum. Ben, şüphelerim ve korkularımla kızgın ateşten bir kazığa bağlanmış, onunla birlikte dönen bir işkence mahkûmu gibiyim. Karanlık bir köşede gizlenip yaşamayı her zafere tercih ediyorum. Artık kalabalığın, neşenin kanatlarında yükseldiği hava içinde herkes gibi mesut tebessümlerimle zehirlenmekten kendimi kurtardım. Bu havaya ben kinle, isyanla, en kuvvetli çelik zırhları kıran asabiyetle karıştım. Herkesin güldüğü yerde ıztırap çektim. Onların gülüşleri kinimi, sanki bu ıztırabı besledi. En büyük hisleri bu kinle bu ıztırabın içinde sakladım. Aşkın, ıztırabın, sefaletin olduğu gibi büyük şereften en karartıcı zillete düşmenin de tadını aldım. Hayatı ve insanları bu alçalma içinde tanıdım. Herkes kendisine tapılmasını istiyor, zaferin heykeli olmak istiyor. Ben bu heykeli kırmak istiyorum! Tapınılmak, alkışlanmak istemiyorum. İrademin eserini, insanların arasında görerek uzak ve gizli yerden sadece seyretmek istiyorum. İnsanlar benim ıztırabımın dar ve kudurtucu bir ihtirastan doğduğunu sandılar. Halbuki ben hâdiselerin niçin böyle oluşuna karşı asabiyetli ıztırabı taşımıyorum. Olması lâzım gelen, bütün kâinatın ve bütün fâni varlıkların mutlak iradesinden fışkıran en büyük hâdiseler önünde bile bu tecelliye, bu oluşa hayran kaldım. Bu kadere tapındım ve onu sevdim. Iztıraplarımı ben yarattım, ben aradım. Benliğimi nefretle ürperten saadeti, bana her temasında üstümde iğreti bir elbise sandım. Iztırap bende her hakikat dâvasını, her inatçı ve hâşin burhanın, her hareket nazariyesinin gayesi gibi yaşayan ıztırap, beni bütün sevgililerden, herkesten ayırdı. Yalnız başına bana hâkim olmak için benimle mücadele ediyor ve beni her an yeniyor.
Sayfa 98 - Sanatkâr·Kitabı okudu
Bin nedâmetle nihâyet anladık ki dünyada belki her şeyi bulmak kolay, kendini bulmak zormuş. Kendimizi nerede bulalım? Kendi dışımızda nereye koştuksa gurbette kaldık. Kendimize nasıl koşalım?
Sayfa 110 - Cemiyeti Yoğuracak Ruh·Kitabı okudu
Acılar çekmekten usandım deme. Iztırabı sevmeyen bil ki bedbahtlardır. Hangi şarap ümitsiz bir hasret kadar lezzetlidir? Hangi visalde sonu olmayan çilenin cezbesi vardır? Kendinden geçip de sonra dikenlikten gül toplar gibi acılar bahçesinde kendini aramayanlar, gafil olmadıklarını, uyanık durduklarını mı sanırlar? Halbuki asıl gafiller onlardır. Günlerimiz güzel geçsin diyorsun. Günün geceden, iyinin kötüden çıktığını görmüyor musun? Öyleyse sık sık ama irâdenle cihat ederekten, sık sık öl ki yine sık sık dirilesin. Hem düşman kılıcı ile ölmek de bir şey mi sanki? Ölümün bol lezzetini tatmak istiyorsan dost eliyle her gün öldürülmelisin. Neden gül bahçelerinde kanlar kokuyor? Niçin sabah yeli hazin hazin ağlıyor? Sahi, bülbül yuvalarını baykuş dağıtmış. Buna da zulüm mü diyeceksin. Yok yok, şaşkın olma! Büyük nizamın hikmetini iyi oku bak! Bu gördüklerin seni şaşırtmak için değil, seni acılarla uyandırmak içindir. Çok derin uykudakiler iğne batırılmadan uyanmazlar. Acı ve ıztırap bir fırtına, bir kıyamet zelzelesi gibi sana doğru gelirken de telâş etme sakın. Düşman zafer teraneleri ile senin kulaklarını sağır ederken bırak dostlar kalbini incitsin. Bırak, biraz sonra üzerinde halka teşhir edileceğin sehpan sana gösterilirken evlâdın sana âsi olsun. Bırak ki vücudun gibi kalbin de lime lime doğranacak olsun. Bunca saadet sana yetmiyor mu? Yaşadığın yer vefâsız bir menzil değil mi? Menzilden, duraktan sana ne? Sen ondan pek çabuk ayrılacaksın. Yolcu istasyonda uyur mu? Uyurken de uyanık olmalısın. Dikkat et ki cismine can bekçi olsun. Zevk vücuttan, acı ruhtan haber vericidir. Bil ki beden kuyusu kazılmadan, beden baltalanmadan ruh denizine inmek mümkün olmayacak. Hazlarınla bedenin huzurunu tamamlayayım dersen ruhun yolunu tıkayacaksın. Bedenine kat kat duvar gibi
Sayfa 132 - Iztırabın Allah’a Yolu·Kitabı okudu
Yollar tıkandı, ışıklar söndü, dünyalar karardı. Bana yük olan gövdemin çevrileceği mekân kalmadı artık. Yakınlarımın, milletimin ve bütün insanların ben daraldıkça bana uzanan elleri yok oluverdi bir anda. Okuyordum, düşünüyordum ve doğru bir yolda yürüyordum. Şimdi ne oldu bunlar? Okumak boş bir külfet, düşünmek bir işkence, söylemek sade bir hezeyan. Yürüyüp de nereye gideceğim, mâdem ki boyutsuz bir noktanın üzerinde dönüp duruyorum? Dostlar da kimmiş? Dostluk ne kelime? İnsanların her biri bir başka hayvan. Sansar olmayanı yılan veya çakal. Sürü riyâ ile donanır da yüzünü boyarsa ona toplum diyorlar. Benim kendi hayatım bile bana yabancı bir mânasız varlık, bir kâbus, bir heyûlâ, hâfızamın masallarıyla oyalanan hasta bir gölge. Ben dediğim şey, korkularının gölgesine sığınmış ve sade akışkanlıklarının esiri otomattan başka bir şey değil. Bendeki bunca ümitleri boğan ümitsizliğin kucağında vâr olmak belâlı bir vehim. Yaşamak boş şeydir. O, en açık deyişle yorulmak için koşmak, ölmek için yaşamaktır. Yaşamak, burda ölüm nöbetini beklemektir.
Sayfa 124 - Rahmet·Kitabı okudu