Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu halde millet, maarifi demektir.
Din okulları ise yine ancak İslam'ın pratiğine ait kültür verebildiklerinden bu korkunç âfeti karşılayacak kudrete sahip değildirler. Onlar da insanı teknik bir unsur halinde ele alıyor ve ona maddeye ve bedene ait hareketler teklif ediyorlar. Münakaşaları hep bedenler üzerindedir, idealleri bedeni ilgilendiriyor ve her ferdin ancak bedensel davranışlarıyla Allah'a gidebileceğine inanıyorlar. Onlar da pozitivist, onlar da pragmatistdir. Onlar o kadar maddecidirler ki cennetlerinde bile maddi hazların tatminini ararlar. Böylesine madde çirkefi içinde ruh aramak boşuna gayret harcamaktır. Ruhun boğulduğu yerde millet ruhu da can verecektir.
Üniversite gençliğinin ayaklanmaları, onları yetiştirenlerin dile gelen günahlarıdır. Biz bite, tahta kurusuna kızmasını biliyoruz, onları getiren pis vücuttan iğrenmesini bilmiyoruz.
Medrese mektepken, ilim yerine ilim tarihini almıştı. Din ve dünya meseleleri hakkında, felsefede, hukukta ve ahlâkta, ilk ortaya konan ve üstadlar tarafından kabul edilen fikirler, şüphe götürmez hakikatler diye kabul edildi. Onlardan sonraki bütün fikir hareketi, ilk hakikatlerin tefsir ve izahından ibaret kaldı. Tecrübenin zaruretlerinden sıyrılan bu sözde hakikat araştırmasının tefsir ve izah metodları da tamamen sübjektif ve itibari idi. Herhangi birini seçmenin sebebi, şahsî temayüllerle üstad otoritelerinin telifi endişesi idi. Üstad otoritesi aklı mahkûm etmiş bulunuyor, henüz tecrübe metodu bilinmiyordu; psikolojik araştırmanın değeri ise henüz anlaşılmamıştı. Böyle olunca fikir hareketleri için yalnız dar bir kapıdan başka bütün kapılar kapanmış demekti. Bu kapı, otoritenin güneş görmemiş kapısı idi. Aynı üstadın fikri yüz kere, bin kere ele alınıyor, bir ağızdan çıkan hüküm, nas dışında, bin yıl aynı "kaale" (dedi) nidasiyle ağızdan ağıza intikal ediyordu. Bugün yine din öğretimi yapanlar, ilim diye bu tarihi hatırayı naklediyorlar.