İlaç acıdır, ama yine de yutmak gerekir. İşte sıra şimdi bize geldi, çocuklarımız onların kuşağından olmadığımızı söyleyecekler bize ve biz bu acı ilacı yutacağız.
Oysa sonra anladık ki, toplumsal yararlardan söz etmek boşuna zaman kaybetmekten başka bir işe yaramıyor, bizi yalnızca bayağılığa ve ukalalığa götürüyor; gördük ki toplumun önderleri ve suçlayıcıları denilen aklı evvellerimiz bir işe yaramamaktadır ve bizler boş yere çabalayıp durmaktayız, bir çeşit sanattan, bilinçsiz bir yaratıcılıktan, parlamentarizmden, barolardan, bilmem daha nelerden dem vurmazken en kabasından batıl inançlar iflahımızı keserken, anonim şirketler sırf dürüst insanımız az olduğu için karınlarını, ceplerini tıka basa doldurmaktadırlar; devletin yerleştirmeye çalıştığı özgürlükse hiç işimize yaramamaktadır, çünkü köylümüz, sırf meyhanede içebilmek uğruna kendi kendini soymaktan mutludur…
Zenginlikten, refahtan nasibini almamış bir çoğunluk, ıstırabı küçümserse sürdürdüğü yaşamı küçümsemiş olur. Çünkü onlar için yaşamak; açlığa, soğuğa katlanmak, sürekli aşağılanmak, türlü kayıp ve eksikliği sineye çekmek, ölüm karşısında Hamlet gibi titremektir. Yaşamları boyunca böyledir bu. Çektikleri acıya zorlanarak katlanır, ondan nefret eder ama küçümseyerek sözünü etmezler.
Bir bilgenin, hatta düşünen, kafasını kullanan bir insanın öbürlerinden ayrımı ıstıraba önem vermemesindendir. Böyle biri kendisiyle barışıktır, vara yoğa sızlanmaz, ne yapmalı, diye apışıp kalmaz.