Ailede dinlenmeyen çocuk, kendisini dinleyen arkadaşlarına uyar; arkadaşlarının kötü alışkanlıkları varsa, onlara uyarak, kötü alışkanlıklar edinir. Gençlerini dinlemeyen toplum, ancak suç işledikleri zaman onları kale alır ve polisiyle, hapishanesiyle onları karşılar. Hapishanelerimiz, dinlemeyen bir toplum olduğumuzun kanıtı olarak, tıklım tıklım doludur.
Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın,' mesajını alır ve çocuğun can'ı beslenir.
Çocuk doyduğu halde, "Hayır doymadın; önüne koyduğumu bitireceksin," diye ısrar edildiğinde, çocuğa şu mesajlar verilmektedir:
1. Sen ne zaman doyup, ne zaman doymadığını bilemezsin.
2. İçinden gelen doyma duygusuna inanma, benim dediğimi
yap.
Çocuk, bu tür deneyimleri biriktire biriktire bir sonuca ulaşır. Çocuğun ulaştığı sonuç şudur: Kendi hayatımı nasıl yaşayacağım konusunda yetersizim, kendime değil, otorite olarak gördüğüm bir büyüğüme güvenmeliyim.
Daniel Goleman, Türkçeye Duygusal Zeka ve İş Başında Duygusal isimleriyle çevrilen iki kitabında iş yaşamında başarı üstüne yapılan araştırmaları inceleyip şu gerçeği ortaya koyar. Başarının temelinde, yüzde doksanın üstünde duygusal zeka bulunmaktadır. Duygusal zekanın temelinde ise özgüven, yani kişinin kendi başına bir şeyi yapabileceğine olan güveni yatar.
Bilgiyi temel alan akademik veya zihinsel zeka adı verilen faktörün başarıya katkısı ise sadece yüzde dört-beş dolaylarında olmaktadır.