Merhaba. Az çok çıkarırsınız, şiir hiçbir yazına benzemez. Hatta bana kalırsa beş duyunun dışında yürür, sürer de diyebiliriz. Bitmez. İskenderi elime almam uzun korkularımı kıracağıma inanmamla başladı. Evet, bir müddet ondan alıntılara ettiğim tesadüfler beni kapatmış ve hiç anlayamayacağımı düşündürmüştü. Çok öncelerden beri şiirin anlamak için okunamayacağını bilmeme rağmendi de bu çekince. Sertti, argoydu bazen, gerçekti. Önce şunu yıkmalı, bir roman okumuyoruz. Şiir, görüntülerdir. Hızlı ve şipşak, sesler. Cızırtılar. Siz ne buyurursanız kelimeler, imgelerdir onu anlayacak. Böyle alışırsanız alacağınız lezzeti tarifleyemem, deneyin. Ve hayır, şair üzülmez böyle yapınca. Şiirin hakkı şiire! Onu duymak, şairini de tanımaktır zaten. Mevzubahis kitaba gelirsek; ben bunu kapıyı tıklatmadan hayatımdan çıkmayı zorlayan bir kadının tam gitmeye başladığını hissettiğim zamanda okudum. Denk geldi belki. Kendi adıma: bu kitabın içeriğindeki (ilk açılış şiiri hariç) tüm şiirleri onun ağzıyla, bana söylenmişçesine duydum. Bir metod sayılırsa, eğer anladıysam ve ağladıysam şiirlerde, böyle oldu. Benim deneyimim özetle budur. Şimdi ne derseniz öyle yapın. Becerebilirseniz bir sevgiliyi parçalayın ve yazın. Yoksa, hayal edin. Daha da yoksa, bekleyin zamanı gelmemiştir. İmge sizi kollasın. Saygılar, güzel okumalar dilerim 👐🏻