Sayın Acemoğlu bu kitapta ulusların refahının, devletlerinin kurumsal yapısına bağlı olduğunu ifade ediyor. Coğrafya hipotezi, kültür hipotezi ve cehalet hipotezinin neden mevcut durumu açıklamakta yetersiz kaldığını açıklayarak ve tarihsel örnekler üzerinden giderek kendi modelini anlatıyor. Bunun için ilk örnek olarak kitabın başında belirtilen Nogales, Arizona (ABD) ve Nogales, Sonora (Meksika) bölgelerinden yola çıkılıyor. Fark edildiği üzere aynı adı taşıyan iki bölge Meksika-ABD sınırı ile birbirinden ayrılıyor sadece. Majör bir coğrafi fark ve kültür farkı yok. Aradaki tek fark çizilen sınır. Fakat bu, sınırın iki tarafındaki hane başı yıllık gelirin değişmesine yeterli oluyor. Çünkü iki bölge arasında kurumsal farklılıklar bulunuyor.
İki kurum tipinden söz ediliyor: siyasal kurumlar ve ekonomik kurumlar. Bunlar da kurumların fonksiyonel biçimi olarak bir daha ikiye ayrılıyor: sömürücü kurumlar ve kapsayıcı kurumlar. Kısaca sömürücü kurumlara sahip ülkelerde, var olan kaynakların elit bir azınlığın elinde olması ve çoğunluğun ise bu kaynaklara adil olarak erişememesi mevzubahis iken kapsayıcı kurumlara sahip ülkelerde ise bu kaynakların elit bir sömürücü azınlık yerine toplumun çoğul katılımının denetiminde olduğu, özel mülkiyetlerinin güvence altında olduğu ve bağımsız yargı sisteminin bulunduğu bir durumdan söz edebiliyoruz.
Sömürücü kurumlar basit olarak inovasyonu teşvik etmediği için sürdürülebilir bir büyüme sunmuyorlar. İnsanlar teşvik edilmediği bir durumda niçin daha fazlasını üretsin ki, değil mi? Sayın Acemoğlu, sömürücü kurumlara sahip toplumların bir süre bunu yapabilseler bile eninde sonunda sürdürülebilir olmadığı için sistemin tıkanacağını ifade ediyor. Buna örnek olarak da Sovyetler Birliği’nin dağılmasını örnek veriyor. Şu anda ise Çin