"Sert bir sınır olarak mağaranın duvarı, yine onun pençesiyle vurup kendisini yere sermesi ve birkaç kez yaşadığı açlık dönemlerinde bir türlü doyuramadığı karnı, dünyada sonsuz özgürlük diye bir şeyin olmadığını, hayatın bazı kısıtlamaları ve sınırları olduğu duygusunu yerleştirmişti ona. Yasalara uymak, acıdan uzak olmayı sağlar ve mutluluk getirirdi."
"... Böylece acıyı ve bununla birlikte acıdan kaçmayı öğrendi; öncelikle acının ortaya çıkması tehlikesine meydan vermemeyi, sonra da bu tehlike doğmuşsa, hızla oradan uzaklaşarak veya geri çekilerek acıdan kaçmayı... Tüm bunlar bilinçli eylemlerdi, dünyaya ilişkin ilk genellemelerinden çıkardığı sonuçlardı. Bu sonuçları çıkarmadan önce, nasıl kendiliğinden ışığa gidiyorsa, o şekilde, kendiliğinden kaçardı acıdan. Ama bundan sonra acıdan kaçtı çünkü artık acının acıttığını biliyordu."
"... önünde sahnelenen hayat oyununu izlemeye koyuldu: bekleyen vaşak ve bekleyen kirpiydiler, şaşmaz bir hayat iradesine sahiptiler ve işin tuhaflığı oydu ki biri için hayatın yolu ötekini yemekten, öteki için hayatın yolu berikine yem olmamaktan geçiyordu."
"Dünyanın kapılarını açıyordu bana. Ve ben korkuyordum, ne yalan söyleyeyim? Korku içindeydim, dünya öyle büyüktü ki... insanoğlunun girebileceği en büyük, en keder dolu yerdi."