fazladır bana bildiklerim, hor görmek dahi fayda etmez artık. elveda size şerefli yiğit insanlar, günü gelince öğreneceksiniz doğruyu, insanın bir hiç, tanrının korkunç olduğunu bilerek yaşamanın zulüm olduğunu!
doğrusu o ki yalandır her sözünüz, doğrusu o ki yalandan başka söz çıkmayacak ağzınızdan! anladım sonunda! anladım ezelden beri nasıl döndüğünü bu çarkın. başkaldırmasın diye insanoğlu açlığın acısını, ayrılığın ıstırabını yaşattınız ona. zulmettiniz insanlara, zamanlarını çaldınız, derman bırakmadınız; sırf bulamasınlar diye öfkelenecek vakti, ayağa kalkacak kuvveti! sevinin, zafer sizindir, sayıyorlar oldukları yerde! kalabalıklar ama yapayalnızlar. ben de yalnızım. her birimiz yalnızız başkalarının korkaklığı yüzünden! fakat onlar gibi yere çaldığınız ben, onlar gibi aşağıladığınız ben, bir hiç olduğunuzu, göğü karartacak kadar engin, bir bakışa sığmayacak kadar büyük iktidarınızın yeryüzüne vurmuş bir gölgeden ibaret olduğunu, öfkeli bir rüzgar çıktığında yok olup dağılacağını haykırıyorum işte suratınıza! her şeyin rakamlara, her şeyin formüllere sığabileceğini sandınız! fakat unuttunuz hesaba katmayı yabangüllerini, gökteki yıldızları, yaz gülüşlerini, denizin kükreyişini, sabırların taşımasını, insanoğlunun öfkesini!
denize! koşalım denize! denizdir bizi kurtaracak! hangi hastalığa, hangi savaşa boyun eğmiş ki bu deniz! kaç hükümeti görmüş, kaç hükümeti gömmüş bu deniz! ondan armağandır bize kızıl sabahlar, zümrüt akşamlar; suların uğultusu kıyılar boyu dinmez, yıldızlarla bezeli göğün altında!