Yazın bisiklet sürmeyi, kışın yürüyüş yapmayı, karikatür dergilerini, Doctor Who ve Gumball izlemeyi, Van Gogh’un Yıldızlı Gecesini, bunların yanı sıra çay içmeyi çok severim.
"Eski eşyalarını elden çıkarırken bir burukluk duyuyor; ama kendisini geçmişinden ne kadar koparırsa geleceği o kadar iyi olacakmış gibi, bu burukluğu hoş karşılıyor, bu acı ona soyluluk katıyordu. Sonunda kafasına kurşun sıkma yürekliliğini bulmuş biri gibi hissediyordu kendini ama bu kez sıkılan kurşun ölüm değil yaşam getiriyordu, yeni dünyaların doğumuna yol açan bir patlamaydı bu."
"Bu kadar uzun süreceğini sanmamıştı, ama olaylar birbirini doğurmuş ve başına gelenleri kavradığı anda da bunun sona ermesini isteyecek noktayı çoktan geçmişti."
"Her şey bir hokkabaz şapkasından çıkar gibi birbirinin peşinden, birbirine takılı geliyordu. Bu yaşanırken çok rahat, sonradan üzerinde düşünülünce bir kabus gibi sıkıcı bir şeydi."
"Bir yerde okumuştum, Mösyö Boustrler, tepenize çığ düştüğünde, bütün o karın altında yatarken neresi aşağı neresi yukarı anlayamaz oluyormuşsunuz. Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha da derine, kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz. İşte kendimi aynen böyle hissediyordum, yönünü şaşırmış, arafta kalmış, pusulamdan olmuştum. Dahası sözcüklere dökemeyeceğim kadar derin bir bunalımdaydım."