Kocalarınız! Kocalarınızı ne çok kızdırdınız! İstekleri yerine getirilmeyince, aradıklarını bulamayınca, bu bir tırnak makası, başka bir kadın ya da ölümsüzlük olabilir, kızıyorlardı size. Bütün suç sizindi. Ölümlü hatta ölüydünüz çünkü siz.
Kucağınızda tutarken çocuklarınızı, kucağınızda tutuyordunuz bütün belirsiz umutlarınızı. Daha büyük bir mutfak? Yeni bir çamaşır makinesi? Çocuğunuz için iyi bir meslek? Bir kaç torun? Yoksa yazlık mı? Herkes ister bunları; ister, isteyecek bir şeyi olmazsa mutsuz olan herkes.
Ne kadar kolay boyun eğdiniz kocalarınıza kadınlar! Ne kadar kolay oldu bu! Şimdi ruhunuz bir kazayla sakatlanmış, tökezleyivermiş genç kız ayaklarınız, ne kadar kolay oldu kadınlar! Ne kadar kolay oldu önde kocalarınız ve çocuklarınız, onların girdiği yola girmek, gittikleri yöne gitmek. Kim hatırlar sizi, kim dönüp bakar arkasına?
Lisede bir sürü aptal aşıktan, "Sen daha iyilerine layıksın," diyerek yakasını kurtarmıştı, bir sürü belirsiz ilişkiden. Onlara, hissettiklerinin aşk olmadığını söylüyordu. Kendisi de inanıyordu söylediklerine, aşkın o olmadığına, aşkın bu olduğuna.