Gün daha önce çok ağırdı ama şimdi neredeyse hiç ağırlığı yok. Hiç. Çünkü ben bir hiçim. Ağaçların tepesinden bakıldığında, karanlık çimenlerin üzerindeki minicik bir noktayım. İyi hissettiriyor. Bir hiç olmak.
Labirent oyunu gibi: Küçük labirentin içinde ağır bilye benim. Bazen yaşlanacak bir duvar bulup bir anlığına soluklanabiliyorsun, ama sonra yeniden hareket etmek zorundasın; dünya sağa sola eğiliyor, bir deliğe düşüyorsun, bile yeraltındaki tahta zemine çarpıyor ve sen bir anda yok oluyorsun.
Babam her sabah uyandığına ne kadar yağmur yağdığını bilmek ister. Ona söylerim ama söylediklerimi hiçbir zaman tam anlamıyla güvenmez, gidip kendisi kontrol eder.
Altı milim.