Kitap kurgu olarak çok akıcı. Anlatılan olaylar, dünyanın her yerinde görülmüş ve hala görülmesi mümkün olan şeyler.
Suçsuz yere mahkum edilen bir adam, adaleti işlerine geldiği gibi uygulamak isteyen bir sistem ve ona hizmet edenler.
Kahramanın yahudi olması öne çıkarılsa da ben yahudi acımasına düşmekten ziyade bir insana yaşatılabilecek şeyleri düşünerek okudum.
Özellikle mahkum edildikten sonra şartları daha kötü hale geldikçe, mahkumun önceki şartlarını özlemesi çok güzel anlatılmış. genel koğuştan tiksinirken, tek kişilik hücrede sese, insana hasret kalma durumu gibi. Hücrede istediği gibi hareket ederken dahi durumundan şikayet ediyorken. zincire vurulduğunda yürümeyi bile özlemesi gibi..
Tarihin içinde insanın da o tarihin bi parçası olduğundan bahsedilen kısım düşündürücüydü.
Tüm okuduklarımdan sonra, inancın hayatımızdaki yerini düşünüp, iman etme olgusunun, başımıza gelen iyi veya kötü her olayda bizi ayakta tutan şey olduğunu bir kez daha düşündüm.
Benim için kitabın kısa özeti:
İnançlar değişebilir, kültürler değişebilir, ama ahlak temeli yoksa hiç bir şeyin önemi yoktur.