Açık bir gökyüzü, serin geceler, köklerin ve yaprakların kokusu, bir karatavuk ötüyor, güneş ışığı altında parlak bir örümcek ağı, usulca dinleniyor dünya ve bana annemden değil de topraktan gelmişim gibi geliyor.
Bitmemiş bir işle eve dönüyorum işim ne? Nasıl bitecek? Hayat hızla geçiyor. Kendi kendimize sorduklarımız dışında sormaktan kaçındığımız ne kadar çok önemli soru var, hem de açıklamaları ve bildikleriyle katkıda bulunabilecek kişiler hâlâ hayattayken. Onlara başvurup cevap talep edebiliriz, ama yapmıyoruz. Neden? Ne kadar yalvarıp istesek de cevap alamayacağız zaten, ya da bu kadar zahmete, aşağılanmaya, tatsızlığa değmeyecek. Tatsızlıktan kaçınmak için önemli bilgilerden uzak duruyoruz, oysa bir tane kısacık hayatımız var ve bu çözülmeyenler, bilinmeyenler hayatımız boyunca bize eziyet edecekler, özellikle geceleri, değil mi ?
Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir.
Hey gün olabildiğince akıllıca, olabildiğince bütün, ve olabildiğince duyarlılıkla yaşanması gereken bir şeydir hayat.
Katlanmamız gereken bir şeydir. Onun çözümü yoktur.