Yazar Hitler Almanyası'nda yaşamış, toplama kamplarında hayatta kalabilmiş bir psikiyatr. İnsan psikolojisini en zor koşullar altındayken incelemiş. Sadece gözlemci olmamış kendisi de yaşamış. Ne kadar bilerek ve isteyerek bu seçimi yapmamışsa da yaşadıklarından yola çıkarak çok güzel bir eser, çok güzel bir psikiyatrik yöntem üretmiş. İnsanın her koşula alışabileceğini anlatmış. Geçmişine ait her şeyini; çoçuğunu, karısını, akrabalarını, akademik başarılarını, saygınlığını elinden alsanız bile yaşamda tutunacak bir dalın her zaman olduğunu gösteriyor bize. Orda bir yerlerde halen bir geleceğin olduğunu söylüyor. Acılara katlanmanın utanılacak bir şey değil olmadığını aksine gurur duyulması gerektiğini aktarıyor bize. Bu eser son dönemlerde artan nihilistik düşünceyi de yerle bir ediyor bence. Hayat bir yaprak misali savrularak ilerliyormuş gibi görünmesine rağmen bir anlamı vardır diyor. Zor olan anlamı bulmak. Anlamsızlığı kabul etmek, gelişine yaşamak, amaçsız yaşamak daha kolay gibi görünse de insanı sonsuz bir boşlukta yaşatır diyor.
Psikoloji alanında bana kalırsa baş yapıtlardan biri. Ayrıca logoterapi denen bir psikoterapi yönteminin de mimarı olmuş.
İstediğimiz şey, sadece "ustaların sesini" taklit eden papağanlar yetiştirmek değil, meşaleyi "bağımsız, yaratıcı ve yenilikçi ruhlara" teslim etmektir.
Şükürler olsun ki Sigmund Freud toplama kamplarını içeriden tanımaktan kurtuldu. Onun hastaları, Auschwitz'deki kuru tahtaların üzerine değil, Viktoryen kültürün pelüş tarzı sedirlerine uzanıyordu.