"..O zaman, hayatımızın temelindeki bütün düşünceler, tutkular ve hayatın sürmesi umudunu, üzerine inşa ettiğimiz bütün soylu amaçlar, rüzgârın önüne kattığı bulutlar gibi yırtılır, yarılır ve silikleşir, küle ve pusa, hiç var olmamış, var olamayacak olanın enkazına dönüşür. Ve bu bozgunun ardından, yıldızlı, ıssız gökyüzünün kapkara, amansız yalnızlığı olanca berraklığıyla kendini gösterir.."
"Kendini bilmemek, yaşamaktır.
Kendini yanlış tanımak, düşünmektir.
Ama o aydınlanma anında olduğu gibi kendini birdenbire tanımak, insanın, içindeki ruhun bölünmez özünü, ruhun büyülü sözünü birdenbire kavramasıdır. Ne var ki, birden beliren bir ışık her şeyi yakar, kavurur...Sonuçta uykum geldi, çünkü, bilmem nedendir, bana öyle geliyor ki bütün bunların vardığı nokta, uyumak."
"Dikkat çekici bir tarafı olmayan solgun yüzünde, hatlarına herhangi bir özellik katmayan acılı bir hava seziliyordu.
Bunun altında ne tür bir acının yattığını anlamak kolay değildi; birçok ıstırabı kendinde toplamıştı adeta, mahrumiyet, bunalım, kayıtsızlıktan doğan acı, ki kayıtsızlık da zaten aşırı acı çekmekten olur.."