İnsan sadece yalnız olabildiği sürece, bütünüyle kendisi olur: Demek ki, yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez; Çünkü insan ancak yalnız olduğunda özgürdür.
Herkesin kendi haklarını doğrudan doğruya savunmak zorunda olduğu doğal bir durumda yaşıyor olsaydık, insanların adaletine güvenilemeyeceği için, korkulan biri olmanın, güvenilir biri olmanın sefasını sürmekten daha önemli olduğu ilkesi pek de yanlış olmazdı.
Çünkü, kişinin yalnızca kendi başına ve
bir ailesi olmadan bile olsa, gerçek bir bağımsızlık içinde, yani çalışmadan, rahat rahat yaşayabileceği kadar çok zenginliğe doğuştan sahip olması paha biçilmez bir avantajdır: Çünkü bu durum, insan yaşamına bağlı yoksunluk ve eziyetten uzak olmak ve bunlara karşı bağışıklık, yani genel angarya hizmetinden, insanoğlunun bu doğal yazgısından özgürleşmek demektir. Kişi ancak yazgının bu kolaylığı sayesinde hakiki bir özgür insan olarak doğar: Çünkü, esasen ancak böyle sui juris* kendi döneminin ve kendi güçlerinin
efendisi olur ve her sabah, "Gün benim günümdür" diyebilir.
Duyarlılığın anormal bir biçimde ağır basması, ruh halinin eşitsizliğine, periyodik olarak, bir aşırı neşeliğe, bir melankolinin ağır basmasına yol açar. Dehanın koşulu da sinirsel gücün, yani duyarlılığın aşırılığı olduğu içindir ki, Aristoteles tüm seçkin ve üstün insanların melankolik olduklarına çok doğru bir biçimde dikkat çekmiştir: "Felsefede, politikada, edebiyatta ya da sanatlarda olağanüstü olan tüm insanlar, melankoliktirler."
Yine de insanlar zenginlik elde etmek için zihinsel donanım elde etmek için uğraştıklarından bin kat daha çok uğraşırlar; oysa insanın mutluluğu üzerinde ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır.