Milano Universitesi psikoloji bölümünden Profesör Fausto Massimini, insanların çok büyük engellere karşın akışa ulaşabilmelerine ilişkin inanılması zor örnekler toplamıştır. Profesör Massimini'nin ekibiyle birlikte araştırdığı gruplardan biri de, geçmişlerinde bir noktada, genellikle bir kaza sonucunda, bacaklarını kullanamaz hale gelmiş çoğunlukla genç insanlardan oluşan bir gruptu. Bu çalışmada elde edilen beklenmedik bir bulgu, kurbanların büyük bir bölümünün, felce neden olan kazayı, yaşamlarındaki hem en olumsuz, hem de en olumlu yaşantılardan biri olarak görmeleriydi. Trajik olayların olumlu görülmelerinin nedeni, bunların çelişkili ya da önemsiz seçenekleri azaltırken, bir yandan da kurbana çok açık hedefler sunmalarıydı. Bozulmuş olan durumlarındaki yeni zorlukların üstesinden gelmeyi başaran hastalar, daha önce olmadığı kadar açık bir şekilde amaçlarını hissetmeye başlıyorlardı. Sırf yaşamayı yeniden öğrenmek bile, hastalara, zevk
ve gurur veriyordu ve hastalar kazayı bir dağınıklık kaynağından bir iç düzen fırsatına dönüştürebiliyorlardı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öznel yaşantı, yaşamın boyutlarından yalnızca biri değil yaşamın ta kendisidir. Maddi koşullar ikinci sırada gelir: Bizi, yalnızca dolaylı olarak, yaşantı yoluyla etkiler. Öte yandan akış ve hatta zevk, yaşam kalitesine doğrudan yararlıdır. Sağlık, para ve daha başka maddi üstünlükler, yaşamı güzelleştirebilir de güzelleştirmeyebilir de... İnsan psişik enerjisini denetlemeyi ödenmediği sürece, bu gibi üstünlükler işe yaramaz.
Bir toplum teknolojik açıdan ileri olduğu ya da maddi zenginlikler içinde yüzdüğü için iyi sayılmamalıdır; bir toplum, insanlara yaşamlarının olabildiğince fazla yönünden zevk almaları için fırsat tanıyor, aynı zamanda da onların daha büyük zorlukların üstesinden gelmek için potansiyellerini geliştirmelerine olanak veriyorsa, iyidir. Benzer şekilde, bir okulun değeri, sahip olduğu saygınlıkla ya da öğrencilerini hayatın gerçekleriyle karşılaşmaya hazırlama yeteneğiyle değil, beşikten mezara öğrenimin zevkini ne ölçüde aşılayabildiğiyle ölçülmelidir.
Bir zamanlar Çicero, insanın tam anlamıyla özgür olması için bir dizi yasanın kölesi olması gerektiğini yazmış. Bir başka deyişle, sınırları kabul etmek özgürleşmektir. Örneğin, insan daha sonra ortaya çıkabilecek sorunlardan, engellerden ve daha çekici fırsatlardan bağımsız olarak, psişik enerjisini yalnızca tek eşli bir evliliğe harcamaya karar verdiğinde, duygusal kazancını en üst düzeye çıkarmak için sürekli hissettiği baskıdan kurtulur.
Geleneksel ailelerin sırf adetten bir arada kalması eğilimi azalıyorsa, üyeleri birbirinden zevk aldığı için dayanan ailelerin sayısı da artıyor olabilir.