Televizyon işte bu nedenle pek çok insan için bir nimettir. TV izlemek olumlu bir yaşantı olmaktan uzak olsa da (insanlar genelde televizyon izlerken kendilerini edilgen, zayıf, sinirli ve üzgün hissederler), hareketli ekran en azından bilince belli bir miktarda düzen getirir.
Tahmin edilebilir kurgular, tanıdık karakterler, hatta fazla fazla reklamlar, güven verici bir uyarım modeli sunar. Ekran, çevrenin idare edilebilir, kısıtlı bir yönü olarak dikkati kendine çağırır. Zihin televizyonla etkileşim halindeyken kişisel kaygılara karşı korunur. Ekrandan geçen bilgiler, nahoş kaygıları zihnin dışında tutar. Elbette depresyondan bu
şekilde kaçınmak savurganlıktır, çünkü insan, sonrasında bir şey kazanmadığı halde, çok fazla dikkat harcar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şairlerin ve oyun yazarlarının bir grup olarak şiddetli depresyon ya da daha başka duyuş bozukluklarının belirtilerini gösterdikleri konusunda son zamanlarda çok şey söylenmektedir. Belki de bu kişilerin tam zamanlı yazarlar olmayı seçmelerinin nedeni, bilinçlerinin olağanüstü bir düzeyde dağınıklıkla kuşatılmış olmasıdır; yazmak, duygu karmaşası içinde bir ölçüde düzen yaratmaları için bir tedavi haline gelmiştir. Yazarların akış yaşamalarının tek yolunun, baş belâsı gerçekliğin varlığını zihinlerinden silerek, içinde serbestçe hareket edebilecekleri sözcük dünyaları yaratmaları olması olasıdır. Ne var ki diğer akış etkinlikleri gibi yazmak da bağımlılık halini alırsa tehlikeli olur: Yazarı, kendini sınırlı bir yaşantı dizisine hapsedip olaylarla başa çıkmanın diğer yollarından yoksun bırakabilir. Ancak yazmak zihni denetimi altına almasına izin verilmeksizin yaşantıyı denetlemek için kullanıldığında, sonsuz bir zihinsel inceliğe ve zengin ödüllere ulaşmak için
bir araçtır.
Bilinç kesin olarak çizgisel bir sistem değil, dairesel nedenselliğin geçerli olduğu bir sistemdir. Dikkat benliği şekillendirir ve buna karşılık, benlik tarafından şekillendirilir.
İnsan, evrimi boyunca, her bir insan grubu kozmostaki soyutlanmışlığının ne denli büyük ve hayata tutunuşunun ne denli tesadüfi olduğunun yavaş yavaş farkına vardıkça, evrenin gelişigüzel ve ezici kuvvetlerini, idare edebileceği ya da en azından anlayabileceği modellere dönüştürmek için mitler ve inançlar geliştirmiştir. Her kültürün başlıca işlevlerinden biri, üyelerini kaostan korumak, onları önemli olduklarına ve sonunda başarıya ulaşacaklarına inandırmaktır. Eskimolar, Amazon havzasındaki avcılar, Çinliler, Navajo yerlileri, Avustralyalı Aborjinler ve New Yorklular, hiçbiri evrenin merkezinde yaşadığından ve kendisinin, en hızlı şekilde geleceğe ulaşmasını sağlayacak özel bir ayrıcalığı bulunduğundan kuşku duymamaktadır. İnsanlar yalnızca kendilerine özgü bu tür ayrıcalıkları olduğuna güvenmeselerdi, varoluşun
zorluklarıyla yüzleşmeleri zorlaşırdı.