Konusu ne olursa olsun, her bir kitabın her bir satırı büyük emeklerin ve uzun çabaların sonucunda meydana getiriliyordu. Bir kitabın kazana sokulup çıkarılması âlimleri öldürmekle eşdeğerdi.
Para yeniden kazanılırdı, yaralar yeniden sarılırdı, hayaller yeniden tamir edilirdi. Yalnızca harekete geçmem gerekiyordu. Kendime inanmalı, çok çalışmalı, pes etmemeliydim.
Önemli olan yol değil, yolculuktur. Bir yere varmaktan çok, o yere nasıl vardığın önemlidir. Hayat da bir yolculuk değil midir? Bir insanın yaşayıp yaşamadığından daha önemlisi nasıl yaşadığıdır, yaşadığı müddetçe neler yaptığıdır.
İnsanların “özel” olarak nitelediği şeylerin parayla ölçülmesi bana hep saçma gelmişti. “Paha biçilemez” denilen şeyin parayla satın alınabiliyor olmasını anlayamıyordum. Şayet bir şey parayla satın alınabiliyorsa “özel”değildi; “özel” olarak nitelenen ne varsa hiçbir paranın satın alamayacağı, paradan daha kıymetli şeyler olmalıydı. Kırmızı balığın yaşama sevincine nasıl bir fiyat biçilebilirdi ki?