İslam sanatının, sinemayla buluştuğu yer, bireyci, hümanist ve rasyonalist mekanik üretimden kaçıp tümüyle bir temâşâ, ritm ve tefekkür sanatına adım atmaya elverişliliğidir. "O bir temâşâ ya da teemmül durumunun son derece sessiz, adeta bir dışavurumdan başka bir şey olmayabilir. Ve bu durumda hiçbir fikri yansıtmaz, fakat insanı kuşatan şeyleri cazibe merkezleri gayb olan bir denge içinde dağıtarak niteliksel olarak dönüşür... Onun nesnesi, her şeyden önce insanın çevresidir ve onun niteliği özü itibariyle temâşâcıdır."