Freud, bütün insanların doğuştan biseksüel olduğuna: herkesin hem hemcinslerine hem de karşı cinse çekim duyduğuna inanıyordu. Bu, eşcinselliğin temeliydi.
Ödipal fiksasyon çok ciddi olmasa bile etkileri gözden kaçmaz. Buna iyi bir örnek, annesini temsil eden kendinden yaşça bir kadına aşık olan genç adam veya baba sevgisini veya otoritesini temsil eden kendinden yaşlı bir erkeğe aşık olan genç kadındır.
Erken bir gelişim aşamasına saplanan çocuk, yetişkinliğinde o aşamaya özgü doyumu aramaya devam eder. Örneğin yetişkinlikte sigara içmekten veya aşırı yemekten doyum sağlamak oral fiksasyonun işareti olabilir. Fiksasyon, bir ihtiyacın fazlaca karşılanmasından veya yeterince karşılanmamasından doğabilir.
Freud'un tanımladığı karmaşık sürecin fazlasıyla basitleştirilmiş bir hali, hepimizin aşina olduğu bir formüldür: Erkek ona annesini anımsatan bir kadına, kadın da ona babasını anımsatan bir erkeğe âşık olur. Bu romantik seçimlerin nedenleri "biliçdışı"dır, yani birey bunların farkında değildir.
Kernberg, sevme yetisinin bireyin gelişmişlik seviyesini yansıttığına inanmaktadır. Aşık olmak ve bir aşk ilişkisini sürdürebilmek için, kişinin belli bir duygusal derinliğe ve olgunluğa erişmiş olması gerekir.