Karşılıksız sevgiden bahsedildiğinde hemen herkes anne-baba sevgisini örnek verir; ama anne-babanın karşılığını alamadığında içerlediği sevgi nasıl karşılıksız, bilinçli olsun ya da olmasın karşılık bekleyerek yapılmış şeyler ise nasıl "fedakârlık" olabilir?
Anne/babanın yaptığı kötü bir şeyden bahsettikten hemen sonra insanlar, anne/babanın aslında iyi şeyler de yaptığını ispatlamak için, anne-babanın, akıllarına gelen iyi taraflarını, iyi davranışlarını sayıp dökmeye meyillidirler.
Prangaları bileğimize bağlayan şey, çocukken ifade etmemeyi öğrendiğimiz, sonra da farkına varmamayı öğrendiğimiz gerçek hislerimizle reel yaşantımız arasındaki kopukluktur.
Sınıfta tek bir öğrencinin eline vurulan cetvelin o sınıfta öğrenci konumunda olan bütün öğrencileri etkilediği ve mağdur ettiği gibi, bir evde çocuklardan biri ile ilişki ve o ilişki üzerinden diyaloglar, o evdeki diğer çocukları da etkileyen bir ağ içinden yaşanır.
Anneler çocukları için çocuğun aslında hiç ihtiyaç duymadığı, hatta çoğu zaman istemediği, tercih etmediği türlü fedakârlıkta bulunur, sonra da, çocuk istedikleri gibi davranmadığında, mealen "Ama ben senin için bunları yaptım!" diye isyan ederler. "Ama ben anneyim!", "Ben senin annenim!" gibi ifadeler, çocuk için yaptıklarınızın bir karşılığı olarak onun size boyun eğmesini beklediğinizi, istemediğiniz bir şekilde davranmaya, düşünmeye, hissetmeye çocuğun hakkı olmadığını söylemenizdir. Burada annenin çocuğa yaptığı, farkında olmasa da, aslında duygusal bir yatırımdır; anne şimdi, anne olarak yaptıklarının karşılığını talep etmektedir.