Her şey geçici bu alemde. Acı da, hüzün de ve bunlar gibi istemediğimiz her duygu da. İçinden geçebilirsek, onu getiren anlarla birlikte geçip gidiyor, er ya da geç. Ama direnirsek acı ve ıstıraba, hüzün koyu bir karanlığa dönüşerek yapışıyor varoluşumuza. Bu nedenle cesaretle kendimizi açmak gerekiyor yaşamın her an getirdiği farklı deneyimlerlerde oluşan duygulara.
Sevgiyle işleyen bir sistemde öz sevgisiz ilerleyemezsin. Sevgiyle kendini kucaklayıp, ‘Varım!’ diyeceksin ve sana ait tüm o özellikleri, gerçek sen olarak bütünün hayrına sunacaksın. Yaşam seni soluyacak, her nefesi ile seni alacak ve sana verecek. O zaman varoluş amacını gerçekleştireceksin.
Önce ‘Ben varım’ diyecek insan. Nasıl? Gerçeğin hammaddesi sevgidir, aşktır Mina. Ancak sevgi frekansından yaşamla kendi gerçeğinde yol alabilirsin. Bunun için de dönüşüm önce kendini kabul ve o kabulün doğal getirisi olarak, kendini sevmek ile başlar. Tasarımını yani bu seviyede kim olmaya geldiğini bileceksin, tanıyacaksın kendini, anlayacaksın, sahipleneceksin.