beren

beren
@beyzaeren
Mimar
Yüksek Lisans
61
98 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Ne süsleme mi? Ters kelepçe.
Puan vermedi·224 syf.··
2024 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Aralık 2024 19:34
Çoğumuz hayatında bir kere bile olsa şu cümleyi duymuştur: "Abi eskiden ne güzel binalar vardı ya, günümüzde her yer beton yığını." Şimdi şunu düşünmek lazım "Kime göre ve neye göre beton yığını?" Biz biliyoruz ki arkadaşımızın bahsettiği o güzel binaların süslü ve entel dantel cepheleri, uçan kaçan payandaları, işlemeli sütunçeleri, falan fistanları bünyesinde barındırma ihtimali çok yüksek. (Kitap taze bitti, Adolf Loos minvalinde sivri bir dille inceleme yazmaya çalışıyoruz) Adolf Loos şu an yaşasaydı belki de "beton yığını" tamlamasını "süslü cephe" tamlamasına tercih ederdi. Evet ederdi arkadaşlar, çünkü adam bu süsleme işine fena halde kafayı takmış. Kendisini bu davaya adamış desek haksız sayılmayız. Kabul ediyorum, değerli nokta atışları var. Çoğuna da taze bir meslektaş olarak imza atar mühür basarım. Zaten o noktaları alıntı olarak paylaştım, merak edenler bakabilir :) Çok yazıp çiziyor ama özetle şunu söylüyor: Süsleme maskedir, yanıltıcıdır, zaman kaybıdır ve emeklerin zayi olmasıdır. Önem verdiği nokta ise işlev, işlev ve yine işlev. (Malzemeye ve inşaat tekniklerine de değindiği kısımlar bulunuyor ama bu kısımlar süsleme eleştirisinin yanında sönük kalıyor diyebiliriz.) Neyse, kitaba dair beni rahatsız eden bazı noktalar da mevcut. Bu kadar sert bir dil kullanması gerekli miydi? (Belki de gerekliydi) Ve bir diğeri de cinsiyet kalıpları arasında sıkıştırmış olduğu eleştirileri... İyisin hoşsun da bu kısım olmadı be Avusturyalı. Sonuç olarak okumanızı tavsiye ediyorum çünkü farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Tartışmaya açık bir kitap, mimarın fikirlerine katılırsınız veya katılmazsınız orası size kalmış :)
Mimarlık ÜzerineAdolf Loos · Janus Yayıncılık · 2018181 okunma
Reklam
Alma Mazlumun Ahını Çıkar Aheste Aheste
Puan vermedi·248 syf.··
2024 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 05 Kasım 2024 15:44
Kitabın adı bana o çok sevdiğim Rus romanlarını hatırlatsa da coğrafyası bambaşka. 19. yüzyıl dönemi, İngiltere, taşra, toplumsal eleştiri, sosyal sınıf...Bence özetler nitelikte. Özet olmayan kısmı ise yazının devamında mevcut. Okumayı düşünenler, aman dikkat edelim. Romanın başında evrensel olan bir gerçek hemen insanın yüzüne çarptırılıyor. Köylü halkın, içlerinden olmayan o yabancı kişilere karşı takındıkları ötekileştirme tavrı. Bizde belki zamanla aşılabilen bir durumdur -henüz tecrübe edecek fırsatı bulamadım- ama zamanın İngilteresini düşünürsek kaçınılmaz olan bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Hatta bütün bu gelenekselleşmiş davranışlara karşı kullanılan hür aklın garip görüldüğünden bahsediliyor ki ben buna "e yok artık daha neler" diyorum. Kitaba adını veren karakterden bahsedecek olursak, Silas Marner ve onun "pedallı" dokuma tezgahıyla yazmaya başlayabiliriz. -Kitapta çok bahsedilen bu alet bana babaannemin eski dikiş makinesini hatırlattı. O pedalı gaz pedalı olarak kullandığım ve araba kullanıyormuş hissi uyandıran muhteşem icat...-Neyse kitaba dönelim. Dönmesine dönelim de devamında hiç de iç açıcı olmayan olaylar yaşanıyor. Silas Marner'e elem bir iftira atılıyor hem de hiç beklenmeyen birisi tarafından. Meğer garibimin memleketini terk etme sebebi buymuş...Aydınlandık. Daha sonra gurbette yaşadığı zorluklar ve hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor. Bkz: Bir de gurbet yarası var hepsinden derin. Bizim burjuva nerede kaldı diye beklerken "Beyzade Cass" adında bir karakter ortaya çıkıyor. -"Beyzade" haddinden fazla kullanılıyor ve her seferinde kendi ismimi okuyormuşum hissi uyandırıyor- Bahsettiğim bu adamın oğulları da kendisine imtihan, memlekete de ibreti alem olarak gönderilmiş. Gerçi babalarının da çok masum olduğu söylenemez ama neyse.
Silas MarnerGeorge Eliot · Can Yayınları · 2020874 okunma
Ustam Yine Dört Bir Yanım Zemheri
Puan vermedi·96 syf.··
2024 6. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2024 00:45
Dört yıldan fazla süredir -belirli aralıklarla da olsa- kullandığım bu mecrada ilk incelememi yapmama vesile olan Jules Verne'e saygılarımı sunarım. Afilli girişi bir kenara bırakırsak aslında şu an yazdığım inceleme işinin ne kitapla ne yazarla bir alakası var. Bir sabah uyandım ve dedim ki "Neden ben de okuduğum kitaplar hakkında naçizane de olsa değerlendirme yapıp paylaşmıyorum?" Evet, evet böyle oldu. Bu bölümden sonra kitap hakkında detaylı içerik bilgisi vermiş olabilirim, dikkatli olalım. Malum soğuklar başladı, e kış da yaklaştı diyince vaziyete uygun kitap alma arayışına girdik. Bu eseri de favori kitapçımın rafında görünce hemen alma isteği uyandı. Kolpadır, tabii ki böyle olmadı. Malumunuz Jules Verne'in kitapları bir çoğumuzun çocukluğuna damga vurmuştur. Hal böyle iken uzun zamandır da okumadığımı göz önünde bulundurursak yeni bir kitaba karşı uyanan bu merak duygusu kaçınılmaz oldu diyebiliriz. Hikaye bir kilisede başlıyor. Sonrasında oğlunu günahlardan arındırıp ivedi bir düğünle evlendirmek isteyen babanın telaşından bahsediliyor. İvedi diyorum çünkü baba, oğlu karaya ayak bastığı anda düğünü başlatmaya niyetli. (kendisi babasının eski mesleği olan kaptanlık ile meşgul) Biz gelen gemiden damadın inmesini bekliyoruz ama bu noktadan sonra ne olsa şaşırırdınız? Kendisi gemide yok! Randa direğine siyah bayrak çekilmiş -yani gemide matem var- Meğer bizim kahraman damat kaybolmuş. Sonrasında çok fazla gemicilik terimi kullanılıyor. Kendi disiplinime uzak. Tek bildiğiklerim yelken, dümenci ve filika. Dümenci mecaz anlamda da kullanılır, keşke bu anlamını bilmeseydik. Bkz: Dümenci Herif! Filikayı da şu meşhur Titanik filminden biliyoruz işte. Koca yürekli baba oğlunu aramaya niyetli. "...onu bir daha hiç göremeyeceğimden emin olursam, işte ancak o
1000Kitap
Buzullar Arasında Bir KışJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20205,9bin okunma