Oysa benim durumumda tedavi edilecek bir şey yoktu. Ben hasta değildim, bozuktum ve umudun abartılan bir yanılsama, yararsız bir oyalanma olduğu kanısındaydım. Umut sadece bir histi. Pasifti. Tek başına hiçbir şeyi değiştirmeye yetmiyordu. Hele benim durumumda tümüyle acıklı bir beklenti haline geliyordu.
Böylece, yaklaşık otuz yaşındayken bu genç asilzade hayatın sunucağı bütün deneyimlerden geçmekle kalmadı, o deneyimlerin ne kadar değersiz olduğunu da gördü. Aşk ve tutku, kadınlar ve şairler, hepsi de boştu.
Çiçekler açar ve solardı. Güneş doğar ve batardı. Aşık sever ve giderdi. Şairlerin şiirlerle söylediklerini gençler uygulamaya koyarlardı. Kızlar birer güldü, onların mevsimleri de çiçeklerininki kadar kısaydı. Gece olmadan koparılmaları gerekirdi; çünkü gün kısaydı ve gün her şeydi.