Sosyal ruh, önce tek
kişilerde yerleşir, kişinin vicdanına ne vakit kardeşlik duygusu girer ve onu kibirden, darlıktan, bencillikten çıkararak genişletirse o vicdanın genişliği
oranında bir cemaate aday olur. Bu genişlik, bir arkadaşlıktan bir aileden tutunuz da dünyaya egemen olan devletlere kadar gider. Vicdan darlığı, cehalet ve
kibir ile beraberdir. Gönül ferahlığı da denilen vicdan genişliği ise korku ve
ümitte, kıvanç ve kederde yükselmiş bir anlayış ve irfana ve bundan dolayı
alçak gönüllülük gösterme ve merhamet, sabır ve tahammül gibi güzel huylarla
beraberdir. Kibirli, dar bir vicdan yalnız kendini sever ve yalnız kendisi için
korkar. Ümidi kendisine, korkusu yine kendisine aittir. Ona göre fayda onun
faydası, zarar onun zararıdır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Allah'ı tanımak için düşünmek bir itaattır. Fakat kendisine yaklaşmak istenilen yüce Allah düşünce
durumunda henüz tanınmış olmadığından bu düşünce bir yaklaşma değildir. Ve niyete bağlı olmadığından ibadet de değildir. Kur'an okumak, ihtiyaç sahiplerine
yardım etmek, sadaka vermek, vakıf yapmak, köle azat etmek ve benzeri şeyler
niyete bağlı olmayan ameller hem yakınlık, hem itaattır, ibadet değildir. Fakat namaz, oruç, zekat, hac ve cihad gibi yapılmasında niyet şart olan ameller hem ibadet, hem yakınlık ve hem itaattırlar. Demek ki, şer'i ibadet, insanın ruh ve bedence, dış görünüşü ve içyüzünde bütün varlığıyla yalnız Allah'a yapılan şuurlu bir itaat ve yakmlıktır]İlk önce; bunda niyet şarttır. Niyet ise yapılacak işin icra edilmesinde ancak Allah'a itaat ve yaklaşmayı kasdetmek demek olan yeni bir istektir. Azmetmek
bir işi yapmadan önce, kasdetmek yapmakla beraber olduğu gibi niyet de niyet edilen şeyi bilmekle beraber onu yapmaya biti ik olur. Hem bilgi ve hem isteği kapsayan bu tam şuur, ruh ve kalbin bir işidir. kincisi bununla beraber Allah katında itaat olan bir amel ortaya koymak gerekir ki ibadet olsun.
Bilindiği gibi belaların mahiyeti, yokluk ve yokluğa götüren şeylerdir.
İyiliklerin mahiyeti de varlık ve varlığa götüren şeylerdir. Belalarla ilgili olan
bütün acılarımız bizi, bir iyiliğin yok olması ile korkuttukları için derttirler. Bu
dertlerin başı Allah'tan ve Allah'ın rahmetinden ümitsiz olmaktır. Nimetler ve iyiliklerle ilgili olan bütün lezzetlerimiz de bize bir varlık payı müjdesini verdiklerinden dolayı lezzettirler. Bu lezzetlerin başı da Allah'a ve Allah'ın rahmetine inanmaktır. Dünya hayatı böyle yokluk ile varlığın, ızdaraplar ile lezzetlerin, ümitsizlik ile imanın, Rahman'ın rahmeti, kendi çabası ve yardımlaşma sayesinde verilen bir mücadele şeklidir ki, bunların bu karşılıkla kavgadan çıkıp
ebedi üstünlük ile galib olmaları da ahiret hayatını meydana getirir. Bundan dolayı bizim iyilik ve lezzetlerimizin başlangıcı, yokluktan varlığa getirilişimizdedir, nihayeti de sonludan sonsuza erişimizdedir.
İnsanlık açısından bütün mutluluklar iki
kelime ile özetlenebilir. Tena'üm (nimet ve bolluk içinde bulunma) ve in'am
(nimet verme) nimet ve bolluk içinde bulunanlar ancak refah içinde bulunduklarını his ve takdir ettikleri zaman hamd ederler. Çünkü mutluluk, refah içinde bulunmanın kendisinde ve niceliğinde değil, niteliğinde yani refahın zevki takdir edilip hissedilmesindedir. Zaten bolluk içinde bulunmanın manası budur.
Nimet verme makamında bulunanların mutluluğu da yalnız nimet vermede değil, verilen nimetin değerini bilecek ve zevki ile mutluluk duyacak, layık olan yere ulaştırmasında ve ulaştığını açık delil ile görmesindedir. Bu delil ise hamd edenin hamdidir. Bundan o ulaştırma ve
ulaşmayı seyretmekteki zevk de kendisine hamd edilenin mutluluğunu meydana getirir.