Dünyayı farklı bir şekilde görüyor ve hissediyorum. Sinek gibiyim: Dünyayı birden fazla mercekten görüyorum ve birileri bana dikkatli bir şekilde yaklaşmazsa uçup gidiyorum ve insanlar nasıl ki sineklere anlayış göstermiyorsa bana da göstermiyor. Bu da oldukça ironik çünkü onlar BENİM anlayışsız olduğumu sanıyor.
Cesurdu, benden daha cesurdu ama artık cesur olmanın buna değip değmediğini düşünmeye başlamıştım. Cesur olanlar savaşa balıklama dalıyordu. Ama bu tavırları, onların ölen ilk kişiler olmalarına da neden oluyordu.
Zaman aktı, rüzgâr kuvvetlendi, fırtınaya dönüştü. Gece geride kalıyordu. İşte böyle diye sayıkladım kalbime. Geride kalır. Karanlık çekilir. Zaman akar. Kelimeler sözlere dönüşüp gizlenen anlamlarını bulur. Yanacak olan tutuşur, külleri savrulur. Oluk oluk akar su ama bir kıyıya vurur, dalga kırılır. Kıyametler kopar okyanuslarda sonra çarşaf çarşaf serilir durulur. Yaşamda hiçbir şey var olduğu hâlinde kalmaz. Tohumlar filizlenir. Çocuklar büyür. Alevler söner. Yalanlar eskir. Etrafına dolanan kollar kesilir atılır. O büyüyen fidan ağaç olur, gölgesinde dinlenilir. Odun olur, ateşinde ısınılır. Kül olur, unutulur. Hiçbir his sonsuza kadar onu hissettiğin ilk andaki gibi kalmaz. Kalbimizi kırıp döken o duygular da en başında kalbimizi attıranlar değil miydi?