O beni, bir otel odasından ayrılır gibi terk etti. Otel odaları, insanın başka şeyler yaparken bulunduğu yerlerdir. Yapılan büyük planlarda otel odalarının zerre kadar önemi yoktur. Otel odaları kullanışlıdır. Ama kullanışlı oluşları, belirli bir işi halletmek için belirli bir şehirde geçirmeniz gereken süreyle sınırlıdır; odanın rahat olmasını umarsınız ama bir yandan da belirgin özellikleri olmasını tercih edersiniz. Nihayetinde orası yaşadığınız yer değildir.
Artık odaya ihtiyacınız kalmadığı zaman, onu kullandığınız için üç beş kuruş ödeyip "Teşekkürler bayım" der ve o şehirdeki işiniz hallolunca odadan çıkar gidersiniz. İnsan hiç otel odasından ayrıldığı için üzülür mü? Bir evi, bir yerlerde gerçek bir yuvası olan biri orada kalmaya devam etmek ister mi hiç? Otel odasından ayrılırken şöyle bir arkasına dönüp şefkatle, hatta tiksintiyle bakar mı hiç ona? O odada her ne yaşandıysa onu sevebilir veya ondan nefret edebilirsiniz ancak. Peki ya oda? Yine de yanınıza bir hatıra alırsınız. Ah, hayır, odayı hatırlamak için değil. Daha ziyade hallettiğiniz işin zamanını ve yerini, yaşadığınız serüveni hatırlamak için. Bir otel odasına karşı ne hissedilebilir ki? İnsan bir otel odasının, ağırladığı kişiye karşı bir şey hissetmesini nasıl beklemezse, kendisi de otel odasına karşı hiçbir şey hissetmez.
İşte eşsiz, biricik Tanrım, beni tam olarak bu şekilde terk etti o; hatta daha doğrusu aslında beni hiç terk etmedi çünkü zaten hiçbir zaman benimle olmamıştı.