Romanın merkezinde yer alan Baladro kardeşler ve onların işlettiği genelev, yalnızca bir mekân değil, aynı zamanda çürümüş bir düzenin simgesidir. Burada kadınlar borçlandırılarak özgürlüklerinden mahrum bırakılır, birer insan olmaktan çıkarılıp sistemin parçası haline getirilir. Bu düzenin en çarpıcı yönü ise, şiddetin bir istisna değil, giderek normalleşen bir araç haline gelmesidir.
Serafina karakteri, romanın psikolojik derinliğini taşıyan en önemli unsurdur. Onun terk edilme sonrası geliştirdiği kontrol ihtiyacı, zamanla acımasızlığa dönüşür. Ancak yazar, Serafina’yı şeytanlaştırmaz; aksine, onun içsel dönüşümünü sıradanlaştırarak asıl korkutucu olanı gösterir: İnsan, belirli koşullar altında kötülüğe adapte olabilir.
Romanın belki de en güçlü yönü, bireysel suçtan çok toplumsal sorumluluğa odaklanmasıdır. Kasaba halkının olan biteni bilmesine rağmen sessiz kalması, kötülüğün büyümesinde en az suçlular kadar etkili olur. Bu noktada eser, okuyucuya rahatsız edici bir soru yöneltir:
“Görüp de sustuğumuz şeyler karşısında biz ne kadar masumuz?”