Sırça Köşk kitabı, Sabahattin Ali'nin birçok öyküsü ve birkaç masalını barındıran eseri. Hikayeleri okurken yazarımızın insan psikolojisini çok iyi analiz edebilmesini ve toplumsal sorunları yeri geldiğinde nükteli bir şekilde aktarabilme kapasitesini görüyoruz. Açıkçası S. Ali'nin kendi döneminde anlaşılan bir yazar olduğunu düşünmüyorum.
Örnek olarak ve hikayelerin muhtevasını paylaşmak adına Bahtiyar Köpek hikayesinden bir alıntı bırakmak isterim;
<<Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. "Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?” diyorlar. “Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?>>
(sayfa 63)
Ardından varlıklı insanların evcil hayvanlarının yaşadıkları lüksten ve yardımcı insanların nasıl onlara pervane olduğunu anlatır ve hikayesini şu şekilde bitirir;
<<Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlukları, hayatı, güzelliği, saadeti severim. Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor. Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor.
Hele cümle âlem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşbakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!>>
Sırça Köşk'te yolsuzlukla-kaçakçıkla zenginliklerine zenginlik katan insanlardan fakirlikten-yokluktan ahlaki zaafiyete düşen insanlara, daha fazla mal uğruna güzel ve yolunda olan her şeyi
Sırça KöşkSabahattin Ali · Venedik Yayınları · 201969,9bin okunma
İnsan zekâsının bulduğu geometrik şekillerle eşsiz doğa sanatının tam bir benzerliği ve ilişkisi vardır, işte bu ilişki ki insanı yaratılan âlemlerin merkezi olduğuna ve gerçek yaratıcı ile maddi ve manevi bağına en büyük kanıttır.
Bir kısmı ise Ramazan kandillerini gördüğü zaman Müslüman olduğunu hatırlayan Müslümanlardandı. Kandiller yandı mı ellerine tespihlerini alır, dinlememek ve hiç bir şey anlamamak şartı ile camileri dolaşarak Kuran-ı Kerim ve vaaz dinlerlerdi. İkindi vakti kalkmak şartı ile oruç bile tutarlardı. Oruç tuttuğu halde namaz kılmağa lüzum görmeyenleri de vardı. Uzun bir namaz olan Teravihe hiç biri yanaşmazdı. Ramazan bitti mi, bunların din duygusu da elveda" der, giderdi. Mevsim elbisesi giyme şeklinde olan bu çeşit dindarlığa ben her sene hayret ederdim.
Zavallı beynimin içi devamlı bir kavga alanı şeklini almıştı. Birbirine muhalif fikir dalgaları hiç durmadan birbiri ile çarpışarak, zihnimi gürültü ile dolduruyordu.