Seni sonunda mutsuz eden eylemlerini değiştirmeye çalışman beyhude bir çabadır aslında. Öfkeli oluşundan gördüğün zararı bir daha deneyimlememek için öfkesiz
olmaya çalışmak doğru değil. Daha sakin, daha anlayışlı olmak için eylemlerini frenleyerek ne kadar uzun bir
yol alabilirsin ki? Önünde sonunda ortaya çıkmak için fırsat kollayan o eylem, zaten bir yerde kontrolünden çıkıp kendini gösterecektir yine.
"O kadar dayandım, mücadele ettim ama ne yazık ki yine kendimi zapt edemedim" noktasına varacaktr iş.
Mühim olan eylemi zincirlemeye çalşmak değil, eyleme neden olan düşünce biçimini değiştirmek. Böylece
olmak istedigin sen ile dizginlemeye çalıştığın sen birbiriyle mücadele etmek zorunda kalmayacaktır.
Belli ki aslında mutluluğun özgün kimliğiyle ilgili pek bir şey değişmedi binlerce yıldır. Düşünürler ve sanatkârlar bir noktada hep hatırladılar, hatırlattılar mutluluğu... Ne var ki biz basitleşmekle ucuzlaşmak arasındaki büyük farkın ne olduğunu unutmuş olabiliriz.
Oysa birinde yaşam, diğerinde yıkım vardır.
Sanırım hatırlamanın tam da zamanı...
Her ne düşünüyorsak, onu var ediyoruz. Zira her eylemimiz bir düşüncenin sonucu... Eylemlerimizse kaderimiz üzerinde etkin bir güce ve belirleyiciliğe sahip.
artık öylesine komplike, karmaşık ve kalabalık ki hayat. Nasıl basit yaşanır, nasıl yalın düşünülür ve sade kalınır hatırlaması güç tabi.
Mutlu olmanın formülleri serilmiş masalara. Vitrinlerden satın almaya çalıştığımız hazlar peşindeyiz. Sosyal
medyanın gücü kadar psikolojik derinliğimiz. Başkalarının sevgisine duyduğumuz muhtaçlıkla hırçınlaşıyor,
sağırlaşıyor, yalnızlaşıyoruz. Yani biz de giderek karmaşıklaşıyor, çaresizleşiyor, çözümsüzleşiyoruz.
Oysa mutluluk basit olandır ve basit olandadır.
Savaşa gerek duymayandır, kıyaslamayandır, yarıştırmayandır, koşturmayandır, korkutmayandır, meydan
okumayandır..